16 Mayıs 2018 Çarşamba

Bosphorus Awards Ödülleri-Yılmaz Parlar


Bosphorus Awards Ödülleri


Türkiye-Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı’nın bir kuruluşu olan Brandday.net İnternet Gazetesi’nin 2.’ni düzenlediği Bosphorus Awards Ödül Töreni, Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde, Maltepe Belediyesi ile ortak düzenledi. 11 Mayıs saat 20.00’da başlayan ödül töreni’ne sanat, iş, siyaset, basın ve akademik camiadan pek çok tanınmış isim katıldı.


“TAVAK Vakfı Türkiye ile Avrupa Arasında Bir Köprü Görevi Görmektedir” 
Usta televizyon sunucu Gülgün Feyman’ın sunuculuğunu yaptığı ödül töreni, TAVAK Vakfı Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen’in açılış konuşması ile başladı. Faruk Şen Konuşmasında: “2.’sini düzenlediğimiz Bopshorus Awards Ödül Töreni’ne katkılarından dolayı, Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç’a teşekkür etmekle başlamak istiyorum. Maltepe Belediyesi İstanbul’da örnek gösterilecek bir belediyedir.

Almanya’dan bu yana tanıdığım değerli Kardeşim Ali Kılıç başarıyla başkanlık görevini icra etmektedir” dedi. Faruk Şen konuşmasının devamında: “Bugün bu ödül törenine Avrupa’dan ve Türkiye’den çok önemli dostlar katıldı. TAVAK Vakfı olarak üzerimize yüklediğimiz misyon, Türkiye ile Avrupa arasında bir köprü görevi kurmak, TAVAK Vakfı olarak bugüne kadar bu misyon adı altında pek çok çalışmaya imza attık. Bugün Türkiye-Avrupa Birliği İlişkilerine doğrudan katkı vermiş en önemli sivil toplum örgütlerinden bir tanesiyiz.”

“Bu Anlamlı Gecede Sizlerin Arasında Bulunmaktan Dolayı Çok Mutluyum.” Faruk Şen’in ardından söz alan Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç sözlerine TAVAK Vakfı Başkanı Prof.
Dr. Faruk Şen’e teşekkür ile başladı. Ali Kılıç: “ TAVAK Vakfı ile gerçekleştirdiğimiz ödül töreni ile sizlerin arasında bugün bulunmaktan çok mutluyum. Faruk Hoca ile Almanya’da gazetecilik yaptığım dönemde tanışmıştım. Bugün bana jüri özel ödülünü layık gördüğü için çok teşekkür ediyorum kendisine. Maltepe Belediyesi’nde Başkan olarak göreve başladığım günden bu yana, Maltepe Halkı’na eşit, adil bir başkan olma gayreti içerisindeyim. Her kesimi kucaklıyoruz. Bu demokrasinin bir gereğidir.” Dedi.

“Değerli Dostum Prof. Dr. Faruk Şen’e Ödül İçin Teşekkürlerimi Sunuyorum.”
Ödül Tören’ine bir başka önemli isim, Türkiye- AB Delegasyon Başkanı Büyükelçi Christian Berger’de katıldı. Prof. Dr. Faruk Şen tarafından jüri özel ödülüne layık görülen Büyükelçi Berger sözlerine Prof. Dr. Faruk Şen’e teşekkür ederek başladı. Büyükelçi Berger: “Prof. Dr. Faruk Şen ve TAVAK Türkiye-AB ilişkilerine çok önemli katkılarda bulunmuştur. Türkiye, AB’den uzaklaşmamalıdır.” Dedi. Daha sonra sahneye Didem-Sinem Balık Kardeşler çıktı. Avrupalı Türkler arasında en iyi ses sanatçıları ödüllerine layık görülen kardeşler, 2 tane opera müzik seslendirerek salonda renkli anlar yaşattı. “Turgut Torunoğulları İş Dünyasında Yılın Avrupalı Türk’ü seçildi!” Edelstaal Yönetim Kurulu Başkanı Turgut Torunoğulları’na ödülünü Prof. Dr. Faruk Şen takdim etti. urgut Torunoğulları Konuşmasında: “Hollanda’da büyüyen bir yatırımımız vardı şimdi bu yatırımları Türkiye’de sürdürüyoruz. Biz Avrupalı Türkler olarak zaten Avrupa’ya entegre olmuşuz, politik süreçler bizi tam üyelikten vazgeçiremez” dedi.

“Avrupalı Türklerden Ödül Alan İsimler!”
Profesyonellerden GMBH Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Kılıç ödül alırken, Basında Avrupa- Türk Gazeteciler Birliği Başkanı Işın Toymaz kazandı. STK’da Avrupa Türk İşadamları Derneği Başkanı Ahmet Güler ödül alırken, Nedim Gürsel en iyi yazar ödülünü aldı.

“Avrupa’yı ve Türkiye’yi birleştiren Bir Gece.”

Almanya kökenli ve şimdilerde Türk Vatandaşlığına da geçen Wilma Elles en iyi aktris ödülünü alırken: “İstanbul Boğazı Anadolu ve Avrupa’yı birbirinden ayırsa da biz ortak değerler altında buluşuyoruz” dedi.

“Türkiye’den Ödül Alan İsimler!”

Türkiye’de basında Show TV Ana Haber Sunucu Ece Üner basında ödül alırken, Moda da Çiğdem Akın, Sanatta usta oyuncu Dilek Türker ödülün sahibi oldu. En iyi oyuncu ödülüne ise Kanal D’de yayınlanan Siyah-Beyaz Aşk Dizisi’nin başrol oyuncu Birce Akalay aldı. Birce Aklay konuşmasında ödül için TAVAK Vakfı’na ve Prof. Dr. Faruk Şen’e teşekkürlerini iletti.


yilmazparlar@yahoo.com


24 Nisan 2018 Salı

Türkmenistan-Özbekistan arasında İkili İşbirliği Anlaşmalarına İmza Atıldı-Yılmaz Parlar

Türkmenistan-Özbekistan İşbirliği Anlaşması
Türkmenistan-Özbekistan arasında İkili İşbirliği Anlaşmalarına İmza Atıldı
 23-24 Nisan tarihlerinde Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov iki günlük resmi ziyaret için Özbekistan’a gitti.

Türkmenistan Dışişleri Bakanlığından verilen bilgiye göre, Türkmen lideri sıcak ve samimi duygularla karşılayan Özbekistan Devlet Başkanı Şevkat Mirziyoyev; Gurbanguli Berdimuhamedov'un ülkesine yaptığı ziyaretten duyduğu memnuniyeti ifade etti. Ziyareti, dostluk ve iyi komşuluk ilkelerine dayanan Türkmen-Özbek ilişkilerinin, mantıklı bir devamı olarak gördüklerini vurgulayan Mirziyoyev; bu ziyaretle tarafların, olumlu seyreden işbirliğini genişletme isteğinin doğrulandığını kaydetti.

Türkmen ve Özbek Liderlerin Özbekistan’daki Resmi görüşmelerin ardından Liderler ortak bildiriye imza atarken, iki ülke hükümet üyeleri tarafından bir dizi anlaşmalara imza atıldı. Bu anlaşmalar bugüne kadar iki ülke arasında imzalanan 180’nin üzerindeki anlaşmaların üzerine eklendi.
2018-2020 için ulaştırma alanında işbirliği programı ve 2019-2020 için bilimsel ve teknik işbirliği programı;

"Avaza" Ulusal Turizm Bölgesinde çocukların sağlık ve tedavi almaları konusundaki anlaşma;
Türkmenistan ve Özbekistan Hükümetleri arasında amonyum nitratın transit taşımacılığı Mutabakat Zaptına;
Türkmenistan ve Özbekistan Hükümetleri arasında Bölgelerarası İşbirliği Anlaşmasına imza atıldı.
Bunlar yanı sıra Dışişleri Bakanlığı tarafından 2019'un işbirliği programı, Türkmenistan’da ve Özbekistan’da ticaret evlerinin açılması ile ilgili anlaşma; Spor Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Muhtırası; Bitki karantinası konusunda işbirliği anlaşması; İş Konseyi kurulmasına dair anlaşması, Standartlaşma alanında 2018 İşbirliği Eylem Planı'nın onaylanması Protokolü imzalandı.
Eğitim alanında da bir dizi anlaşmalara imza atıldı. İki ülkenin çeşitli üniversiteleri ve yüksek eğitim kurumları arasında işbirliği kuruldu. Türkmenistan Devlet Televizyon, Radyo Yayıncılığı ve Sinema Devlet Komitesi ile Özbekistan Ulusal Televizyon ve Radyo Yayıncılığı arasında işbirliğine dair Mutabakat zaptı imzalandı.
Ayrıca, iki ülke halklarının arasındaki eski yıllara dayanan dostane bağların pekiştirilmesi için büyük bir projeye imza atıldı. Özbekistan’ın başkenti Taşkent’in merkezinde Aşkabat Parkı inşa edildi. Bu park, iki ülke Lideri Gurbanguli Berdimuhamedov ve Şavkat Mirziyoyev’in katılımıyla açıldı.

yilmazparlar@yahoo.com

18 Nisan 2018 Çarşamba

Argüden Yönetişim Akademisi-Belediye Yönetişim Karnesi-Yılmaz Parlar

Her Şikayet bir Hediyedir

Kaliteli yaşam ve sürdürülebilir gelecek için kurumlara duyulan güvenin artırılmasını sağlamak amacında olan Argüden Yönetişim Akademisi, ulusal ve uluslararası düzeyde “mükemmeliyet ve referans merkezi” olmak hedefi gütmesi için, yerel yönetim aktörlerine ve belediyelere yönlendirici bir kılavuz sunmak, denetleyici kurumlara yönelik, vatandaşın ve paydaşların eline, güven ortamının gelişimine ilişkin bir mercek veriyor. 


Kâr amacı gütmeyen Argüden Yönetişim Akademisi 16 Nisan Pazartesi günü  “Belediye Yönetişim Karnesi” Konferansı gerçekleştirdi.

Argüden Yönetişim Akademisi Belediye Yönetişim Karnesinin, İstanbul İlçe Belediyeleri’nin uygulamalarında yönetişim kültürünü ne kadar yansıttıklarını ölçmek gelişim fırsatlarını göstermek ve iyi uygulamalardan öğrenme hızlarını geliştirmek olduğunu bu özgün modelin algı araştırması olmadığını, ölçülmeyen performansın üyileştirilemeyeceğini Uluslararası normlar ve Türkiye’deki kanun ve yönetmelikler ile uyumlu olduğunu vurguluyorlar.


Önerileri; Merkezi Yönetim için; Veri temelli, katılımcı, entegre ve sürekli öğrenen yönetim için yasal düzenlemeler, Kapasite oluşturma, koşullu finansman ve iyi uygulama transferi gibi çalışmalara imkân ve kaynaklar, Merkezi denetlemede katılımı sağlayacak mekanizma ve süreçler, Vatandaşları aktif bilgilendirme.

Medya için; İyi yönetişim kültürünü yaygınlaştırıcı, özendirici haberler ve denetim,

Tüm paydaşların beklenti ve sorunlarını tarafsız ve somut olgulara dayandırarak kamusal alana taşıması

Kamuya açık bilgilerin ‘Vatandaş Bakışı’ ile incelenmesi, Belediyelerin karar alma, kaynak tahsisi, hizmet sunumu ve kurumsal işleyişi geliştirme faaliyetlerini iyi yönetişimin açısından değerlendiren, Türkiye’de ve dünyada başka belediyeler için kullanılabilecek öncü ve örnek olan olan karne İyi yönetişimin sürdürülebilir ve kapsayıcı toplumsal gelişme için gerekliliği konusunda farkındalık yaratacak araştırma ve iletişim faaliyetleri geliştirmek kapsamını teşkil ediyor.



Kamu, sivil toplum, özel sektör ve uluslararası kuruluşlar ile paydaşları arasında güvenin artırılmasıyla yaşam kalitesini geliştirmek, yeni nesil liderlerin iyi yönetişim anlamında yetkin ve vizyon sahibi olmaları, kurumlarına duyulan güveni artırabilmeleri için eğitim ve özendirme faaliyetleri oluşturmak şeklinde yine amaçlarını taşıyor.  


Argüden Yönetişim Akademisi, Kurucu Dr. Yılmaz Argüden’in açılış konuşmasından sonra, Argüden Yönetişim Akademisi, Araştırma Programları Yöneticisi  Dr. Fatma Öğücü Şen Proje Metodolojisi ve Yaklaşımı konusunda bilgi verdi.


Argüden Yönetişim Akademisi, Yerel Yönetişim Uzmanı  İnan İzci, Karne Sonuçlarını Açıkladı.

Argüden Yönetişim Akademisi, Kurucu, Dr. Yılmaz Argüden Moderatörlüğünde “Belediyelerde Demokratik Yönetişim: Türkiye Perspektifi ve Uluslararası Perspektif” konulu panelin, Darmstadt Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hubert Heinelt, Avrupa Konseyi, İyi Yönetişim Bölüm Başkanı Jutta Gutzkow, Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcısı M. Fatih Geyim panelistleriydi.
 
Dr. Yılmaz Argüden “Yerel yönetimler, vatandaşın kamu yönetimiyle en sık temasta bulunduğu alanları oluşturuyor. Kentleşmenin olağanüstü boyutlarda hızlanmasıyla, yerel yönetimlerin toplumsal yaşamımızdaki yeri giderek daha fazla önem kazanıyor. Sürdürülebilir ve kapsayıcı yönetimin içinde yeşerebileceği iklimi tesis eden iyi yönetişime, günümüzde en fazla yerel yönetimlerde ihtiyaç duyuluyor. Tutarlılık, sorumluluk, hesap verebilirlik, adillik, şeffaflık, etkililik ve katılımcılıktan oluşan 7 iyi yönetişim ilkesini benimseyen kamu kurumları, toplumsal güveni de artırıyorlar. İyi yönetişim ilkelerini bir bütün olarak hayata geçiren yerel yönetimler, vatandaşın kendilerine daha çok güven duymasını sağlıyorlar.”dedi


Vatandaş Bakışıyla, İstanbul İlçelerinin Belediye Yönetişim Karnesi projesi kapsamında geliştirdikleri metodoloji ile objektif ve somut verilere dayanarak, belediyelerde yönetimin yeşerdiği ortam ve iklimi, başka bir deyişle yönetişim kültürünü incelediklerini söyleyen Argüden, “Belediyeleri, farklı süreçler, yönetişim ilkeleri ve bunların hepsinin kurum içinde öğrenme döngüsü yaklaşımıyla hayata geçirilmesini, vatandaşı merkeze alarak değerlendirdik. Yaptığımız çalışma yerel yönetim aktörleri ve belediyeler için yönlendirici bir kılavuz niteliğindedir. Sunduğumuz bu kaynağın, belediyelerde dönüşümü ve gelişimi tetikleyen liderlere ve uygulayıcılara, ‘iyi yönetişim’ uygulamalarını geliştirme yolunda referans olmasını hedefliyoruz.”şeklinde hedeflerini belirledi.


Argüden Yönetişim Akademisi, Kamu Yönetişimi Uzmanı Fikret Toksöz  Moderatörlüğünde ikinci panelin panelistleri; Sabancı Üniversitesi ve İstanbul Politikalar Merkezi Öğretim Üyesi Emeritus Prof. Dr. Korel Göymen, Harvard Üniversitesi Misafir Öğretim Üyesi ve Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erbay Arıkboğa ve Emekli Vali  Enver Salihoğlu.  
Süreç Yönetimi, Yönetişim İlkeleri ve Öğrenme Döngüsü altında; objektif ve somut 227 Kriter belirlenen her kriter için farklı puan ağırlığı 0–1.000 aralığında değişen puanlar olan, Stratejik Plan hazırlama zorunluluğu bulunan 37 İlçe Belediyesi karne puanları 300 – 650 aralığında, en yüksek puanları alanlar  Avcılar, Bağcılar, Kadıköy 250 civarında Büyükçekmece, Çatalca, Esenyurt 500 ve 500 altı diğer ilçeler geliyor.

Dünyanın ilgisini çeken modeli  anlatmak üzere “Asya Kamu Yönetişimi Forumu”na  davet edilen Argüden akademisi kaliteli yaşam için çok önemli bir misyonu üstlenmesini takdirle karşıladık.

Argüden Yönetişim Akademisi, Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı’nın kapanış konuşmasıyla konferans sona erdi.  


yilmazparlar@yahoo.com


21 Mart 2018 Çarşamba

Medyada Göç ve Mülteciler Konferansı-SGDD-Yılmaz Parlar


Mültecilere Nefret mi ? Merhamet mi ?

Medyada Göç ve Mülteciler Konferansı, TC. Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) ve Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD-ASAM) işbirliğiyle 17 Mart 2018 Cumartesi günü İstanbul Conrad Otel’de gerçekleştirildi.

Suriye’deki siyasal olaylarla ülkelerindeki çıkan iç savaş üzerine ailelerini korumak adına 7 yıl önce başlayan zorunlu göç sonucunda, bugün 3 milyon 500 bin civarında mülteci ülkemizde bulunmaktadır. Türkiye topraklarına giriş yapmış sayısı en fazla olan Suriye’li mültecilere basın yayın organlarında, toplumun göçmenlere karşı empatiyle yanaşması şeklinde haberlerin önemine dikkat çekilen konferansın sonuncusunda SGDD Yönetim Kurul Başkanı Prof. Dr. Ali Gitmez, T.C. Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Mehmet Akarca, SGDD Genel Koordinaötürü İbrahim Vurgun Kavak birer konuşma yaptılar.

TC. Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) ve
Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD-ASAM) iş birliğiyle hazırlanan konferansda üç panel gerçekleştirildi.

Düzenlenen üç oturumun, konusu “Göç Konusunda Farkındalığın Oluşturulmasında Medyanın Rolü” Panelinde; Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği
(BMMYK-UNHCR) Dış İlişkiler ve Enformasyon Müdürü ve Sözcüsü Selin Ünal Moderatörüğü üstlendi. Panelistler; Türkiye Foto Muhabirleri Derneği Başkanı Rıza Özel, Gazeteci Marc Micallef, Reuters Haber Ajans muhabiri Murad Sezer.

“Mültecilerin Toplumsal Kabulü Sürecine Medyanın Etkisi” konulu oturumda,
Moderatör; Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Bora Özbek. Jiji Press’ten gazeteci Vehbi Baş, NTV’den gazeteci Mete Çubukçu, Al Araby TV’den Suriyeli gazeteci Adnan Aldaher oturumun panelistleriydi.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu İletişim Bölümü Başkanı Sema Hotsa “Göçmenlerin Toplumsal Uyum Sürecinde Medya Nasıl Rol Alabilir?” konulu oturumun Moderatörü. Brüksel EuroAcademic EASC Başkanı Mustafa Ulusoy, panelistler ise TC. İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Yard. Doç. Dr. Bora Bayraktar, NEW – TR Haber Suriyeli Gazeteci Mohammed Abdi.

SGDD Yönetim Kurul Başkanı Prof. Dr. Ali Gitmez, “Nefretmi- Merhametmi” olgusundan mültecilere yapılması gerekenleri anekdotlarıyla aktardı.

T.C. Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü Mehmet Akarca, Türkiye’nin  Bu güne kadar Bulgaristan, Afganistan,Irak, İran,Suriye vs. Türkiye’ye sığınan mültecilere yaptığı insani yardım için 40 milyar civarında harcama yapıldığını vurguladı. Türkiye’nin insanı yardım konusundaki duyarlışığını, geçmiş yıllardan örnek vererek Tankere bir milyon dolar para ödenemediğinden yakıt tankerin en ihtiyaç duyulan dönemde geri dönmesini,
böylesine kendimizin muhtaç olmamıza rağmen yaptığımız fedakarlılığı ve  gelişmiş ülkelerin duyarsızlığını gözler önüne serdi.

SGDD Genel Koordinaötürü İbrahim Vurgun Kavak Dünyada 22.5 milyonu mülteci konumunda ve  ülkemizde yaşayan üç milyon beşyüz binden fazlası geçici koruma altında Suriyeli vatandaşların olduğunu söyledi. 7 yılını tamamlayan en fazla mültecilerin Suriye halkından olduğunu  cinsiyet, işe erişememiş, olanları sayılarıyla veren, İbrahim Vurgun KavakÜlkemizde Suriyeli dışında, uluslararası koruma altında olan dört yüz binden fazla da Iraklı, Afgan, Somalili bulunduğunu hatırlatdı.
Türkiye’de 3 milyon 547 bin Suriyeli mülteci var. Bunlardan 228 bini kamplarda, diğerleri  Türkiye illerine dağılmış durumda.
Koordinatör Kavak “Yapılan araştırmalara göre da Türkiye vatandaşın yüzde 62,9’u Suriyelilere kendini uzak görmüş, Yüzde 20’si de yakın ve çok yakın olarak görmüş. Birlikte yaşama istemi yüzde 86 karşı çıkmış. Suriyeliler ise  yüzde 60 kadarı şayet iyi bir yönetim olursa iyi yaşamı olanağı olursa dönme fikrinde.”şeklinde bazı verileri özetledi.

Oysaki sorgulamalar; Türkiye’de mültecilere ve sığınmacılara yönelik mevzuat ve uygulamaların taraf olunan uluslararası antlaşmalara ve Anayasaya uygunluğunun incelenmesi mülteci haklarına ve Cenevre sözleşmesine aykırı uygulamalar göz önünde olmalıdır. İyileştirmeler, çözümler, yasal düzenlemeler olmalıdır.

Mültecilerin-sığınmacıların hukuki statüsü, Mültecilerin barınma şartları; mülteci kamplarının durumu ve imkânları, Mültecilerin topluma uyumu hususunda karşılaşılan karşılıklı problemler sosyal ve kültürel, Mültecilerin çalışma hakkı kapsamında işgücüne katılımı, Toplumsal güvenlik, Sığınmacıların başka ülkelere geçişleri sırasında karşılaşılan problemler, Uluslararası toplumun ve AB ülkelerinin konuya sınırlı katkısı sorunu gibi konular çerçevesinde Suriyelilerin ülkemizde çalışma, oturma ve sağlık sigortası izinlerine dair problemler, gibi temel kriterlerle sorunlarına yaklaşılmalı



yilmazparlar@yahoo.com

24 Şubat 2018 Cumartesi

İstanbul Güçlü Gelecek Projesi başladı-Yılmaz Parlar


İstanbul Güçlü Gelecek Projesi başladı
AK Parti İstanbul İl Gençlik Kolları “ İstanbul Güçlü Gelecek” projesi ile 2.5 milyon genç seçmene ulaşmayı hedefliyor.
Proje kapsamında, AK Parti İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı Taha Ayhan’ın  önderliğinde İstanbul’un 39 ilçesinde yer alan, tüm genç seçmenlere ulaşmak amaçlanıyor ve İstanbul'un 28 bin seçim sandığı 28 bin gence emanet edilmek isteniyor.

İl Başkanı Taha Ayhan ve yönetim kurulu üyeleri, ilçelerinde ve mahallerinde görev alan Sandık Yönetim Kurulu Üyelerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mektubunu teslim ediyor.
Projeye ilişkin açıklama yapan AK Parti İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı Taha Ayhan, İstabul’da kapısı çalınmadık genç bırakmayacaklarını söyledi.
Geçen senede bu tarz bir proje gerçekleştirdiklerini belirten Ayhan, “ Geçen yıl Başbakanımızın mektubunu İstanbul'un tüm genç seçmenlerine dağıtmıştık, şimdi Cumhurbaşkanımızın mektubunu sizlere ulaştırıyoruz. İl  Başkan Yardımcılarım,  İl yönetim kurulu üyelerim, İstanbul’un 39 ilçesi 961 mahallesindeki SYK Üyesi kardeşlerimize mektupları teslim ediyorlar.

Ayhan, meselenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mücadelesine birey kazandırmak olduğunu belirterek, “
2 milyon 579 bin 171 genç seçmenimize ulaşmayı gönüllerinde yer almayı amaçlıyoruz. 18 yaşına girmiş genç seçmen kardeşlerimizi partimize üye yapma noktasında çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” diyerek sözlerini tamamladı.        
yilmazparlar@yahoo.com

6 Ocak 2018 Cumartesi

BALFOUR DEKLARASYONU’NDAN TRUMP DEKLARASYONU’NA-YILMAZ PARLAR


Prof. Dr. Uğur Özgöker'in Makalesi; 

BALFOUR DEKLARASYONU’NDAN TRUMP DEKLARASYONU’NA

ABD’ NİN KUDÜS’Ü İSRAİL’ İN BAŞKENTİ OLARAK TANIMASINDAN SONRA ORTA-DOĞU’DA İYİCE YALNIZLAŞAN SUUDİ ARABİSTAN İRAN’LA YAPAY BİR MEZHEP SAVAŞI ÇIKARTARAK VARLIĞINI SÜRDÜRMEK STRATEJİSİ İZLEYEBİLİR

Suudi Arabistan’ın nereye gittiğini ( Quo Vadis ) analiz etmeden önce nereden geldiğini yani kısaca Suudi Arabistan’ın kuruluşu ve kısa tarihinden bahsetmekte yarar görülmektedir. Osmanlı’nın İslam’ın en kutsal merkezi Mekke’yi “emanet” ettiği Mekke Emiri Şerif Hüseyin; hem kendi siyasi lideri yani Sultanı hem de bütün İslam âleminin Halifesi olarak kendi dini lideri olan Osmanlı padişahını İngiliz altını karşılığı kalleşçe arkadan vurarak ikiyüzlülüğünü göstermiştir. Bu ihanetin sonucu Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı’ndan sonra İslam’ın Mekke ve Medine gibi kutsal yerlerini ve özellikle Kudüs’ü kaybetmiştir.

1917 Kasımında Osmanlı ordusu cephede İngilizlere karşı savaşırken, arkadan kalleş Şerif Hüseyin’in kuvvetlerince vurulması neticesinde geri çekilmek zorunda kalmış ve Kudüs’e giren gâvur İngiliz Komutan General Sir Edmund Allenby şimdi İsrail zulmü altında inleyen Araplarca alkışlarla karşılanmıştır.

Daha da hazin hatta rezil olanı ise Osmanlı ile birlikte İngiliz, İtalyan ve Fransızlara karşı müttefik olarak birlikte savaştığımız Almanya’nın başkenti Berlin ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun merkezi Viyana’da da Filistin cephesindeki yenilgimiz kutlanmış ve Kudüs’ün düşmanların eline geçmesi müttefiklerimiz tarafından dahi sevinçle karşılanmıştır. Bunun nedeni ise Batı’nın İslam dünyasından ve dolayısıyla Osmanlı’dan intikamını almış olmasıdır.



Savaştan sonra, San Remo Konferansı ile kalleş Şerif Hüseyin’e ihanetinin ikramiyesi olarak İngiltere’ye tabi Arabistan Krallığı, küçük oğlu Faysal’a Osmanlı’nın Halep, Humus ve Şam vilayetlerinin birleştirilmesi ile Fransa’ya bağlı Suriye Krallığı’nın sözü verilmiş olmasına rağmen, daha sonra Fransa’nın itirazı ile Faysal’a, Osmanlı’nın Musul, (önceleri Fransa’ya bağlı olacaktı, sonradan İngiliz mandasına bırakılmıştır.) Bağdat ve Basra vilayetlerinin birleştirilmesi sonucu İngiltere himayesindeki Irak Krallığı verilmiştir. Ancak kurnaz İngiltere’nin bu toprakları, birkaç devlete vaat etmesi sonucu, Orta-Doğu’da bugüne kadar süren anlaşmazlıklar başlamıştır.

Temmuz 1915 – Mart 1916 tarihleri arasında, Mısır’daki İngiliz Yüksek Komiseri McMahon, Mekke Emiri Şerif Hüseyin’le yapmış olduğu anlaşma* ile ihanetinin ödülü olarak, Arabistan, Suriye ve Irak’ı alacaktı. Filistin’de ise bir Arap devleti kurulacaktı. Aynı İngiltere bir yıl sonra Fransa ile Sykes-Picot Anlaşması imzalayarak, Musul, Suriye ve Lübnan ile Hatay ve Mersin’i (“Levant” diye adlandırılan bölge) Fransızlara da vaat etmiş, aynı yıl İtalyanlara da gene Mersin, Antalya, İzmir ve Aydın’ı vaat etmiştir. 1917’de de gene Aydın ve İzmir’i de Yunanlılara peşkeş çekmiştir. Nihai olarak, 1917 Kasım ayında dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Balfour kendi adıyla Balfour Deklarasyonu olarak siyasi tarihe geçen ve Filistin’de bir Yahudi yurdu/vatanı kurulacağına ilişkin belgeyi imzalayarak İngiltere Yahudi Cemaatinin liderlerinden Lord Rotschild’ e göndermiştir.

Savaştan sonra kalleş Şerif Hüseyin’in küçük oğlu Şam’a gelerek Suriye’de krallığını ilan etmiştir. Ancak Fransızlar bu toprakların kendilerine vaat edildiğini söyleyerek Faysal’ı Suriye’den kovmuşlardır. İngilizler de aynı yerleri birden çok devlete peşkeş çektikleri ortaya çıkınca, Arabistan’ı bölerek, tarihte olmayan Ürdün (Jordan) adında suni bir devletçik daha yaratmak zorunda kalmıştır. Böylece İngilizler, Şerif Hüseyin’ in büyük oğlu olan ve Osmanlı Mebusan Meclisi’nde 1909-1914 arasında Mekke Mebusu olarak görev yapan Abdullah’ı bu suni devletin sözde kralı ilan etmiş, küçük kardeşi Fransızlar tarafından Suriye’ den kovulan Faysal’ı ise sözde Irak Kralı olarak yönetim tamamen İngilizlerin elinde olacak şekilde Bağdat’ta tahta çıkarmışlardır.

Yalnız İngiltere, Suriye’de istediğini verdiği bahanesiyle Fransa’ya baskı yapıp, tabiri caizse kazık atarak, petrol zengini Musul bölgesini Fransızlardan almıştır. Aynı şekilde Kral Faysal ve babası sözde Kral kalleş Şerif Hüseyin’e de kazık atarak, Basra’yı kendi mandası altındaki Irak’a bırakmayarak, deniz aşırı koloni statüsünde (sömürge) doğrudan kendi yönetimine sokmuş ve 1967’de Kuveyt adı altında yeni bir suni devletçik yaratana kadar petrollerini sömürmeye devam etmiştir.

15 Mayıs 1919’da da Yunanlılar İngilizlerin desteği ile İngilizlerce 1916’da İtalyanlara vaat edilen İzmir’i işgal etmişlerdir. Fransızlar ve İtalyanlar, müttefikleri İngilizlerin yalan söyleyerek kendilerini kandırmalarına çok bozulmuşlardır. Mustafa Kemal Paşa liderliğinde Anadolu’da Kuvay-ı Milliye kurularak milli mücadele başlayınca ve Ankara’da 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Hükümeti kurulunca, yerel halkın kahramanca direnişini kıramayan Fransa, 1921’de Ankara hükümeti ile Ankara Anlaşması’nı imzalayarak Gaziantep, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan çekilmek zorunda kalmıştır. Aynı yıl İtalyanlar da Antalya ve çevresini boşaltarak geri çekilmişlerdir. Böylece Fransa ve İtalya İngiltere’ye kırgınlık ve kızgınlıklarını çok bariz bir şekilde ifade etmişlerdir.

Yine aynı sene, yani 1921’de, bizim için çok daha hayırlı bir gelişme olmuştur. Necd Emiri Abdülaziz İbni Suud emrindeki kuvvetlerle çöllerdeki vahalardan çıkarak, Mekke’ye girmiş ve hain Şerif Hüseyin’i kovarak, nihayet 1926’da kendi adından mülhem “Suudi Arabistan” adını verdiği krallığını ilan etmiştir.

İngilizler parayla satın aldıkları adamları hain Şerif Hüseyin’i, o tarihlerde sömürgeleri olan ve bu satırların yazarının ana vatanı olan Kıbrıs’a kaçırmışlardır. 9 yıl Kıbrıs’ta İngilizlerin korumasında sürgünde kalan kalleş Şerif Hüseyin, hayatının son yılını büyük oğlunun İngiltere hâkimiyeti altında sözde kral olduğu yapay devlet Ürdün’de geçirmiştir. Babası da bir hain olduğu için zorunlu iskâna tabi tutulduğu İstanbul’da sürgünde bulunduğu esnada 1854 yılında doğan Şerif Hüseyin, 1931’de Amman’da gene sürgünde ölmüştür.

Dört Arap-İsrail Savaşı**, Orta-Doğu’ da petrolün bulunması ve Amerikalılar ve İngilizlerce işletilmeye başlaması, 1973 uluslararası petrol ambargosu ve 1. petrol krizi, Mısır ( Kral Faruk ), Libya ( Kral İdris ), Irak  ( Kral Faysal ) gibi bazı Arap ülkelerinde darbeler olup, kralların devrilip yerlerine laik, sosyalist, Arap milliyetçisi Baas rejimlerinin kurulması, Tunus ve Cezayir’in Fransa’ dan bağımsızlıklarını kazanması, Süveyş Kanalının Cemal Abdül Nasır tarafından devletleştirilmesi  gibi Orta-Doğu’da 2. Dünya Savaşı sonrası gerçekleşen önemli olayları, daha sonra incelenmek üzere bir kenara bırakıp günümüze gelirsek, Orta-Doğu’daki bugün yaşanan olayların, dünya politikasını nasıl etkileyebileceğini analiz ederek, 3. Dünya Savaşı’na bile neden olabileceği sonucuna varabiliriz. 1957’de Eisonhower Deklarasyonu ya da Doktrini ile Pax-Britannica yani 300 yıl boyunca üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak İngiltere’ nin “Dünya  Hakimiyeti”, Pax – Americana yani alaycı ve küçümseyici tavırla Orta-Doğu’ da Amerikan İmparatorluğu’ na kerhen de olsa gönüllü olarak devrettiği belgedir. Uluslararası İlişkiler tarihinde de 1945’ den beri fiilen ( de facto ) dünya çapındaki ABD hegemonyası, EISENHOWER DOKTİRİNİ ile hukuki (de jure) kimlik kazanmış ve günümüzde de maalesef devam eden ABD’ nin “Orta-Doğu” ve “Dünya Hakimiyeti” başlamıştır.

2003’deki Irak’ın ABD tarafından işgali, Arap Baharı ve ayaklanmaları, Irak ve Suriye iç savaşıyla bölgede sarsılan statükonun yerine ne konacağı bilinmemektedir. Çünkü iş “Orta-Doğu’nun Yeniden Dizaynı” ya da Orta-Doğu haritasının Sykes-Picot’tan 100 sene sonra yeniden çizilip, yeni “yapay devletçiklerin” kurulması gibi eksantrik yaklaşım ve kolay analizlerle çözülecek kadar basit değildir. Çünkü bölgede kimin neyi, nasıl yapmaya çalıştığı henüz bilinmemektedir. Hiç bir siyasi lider ve devlet kendi önünü görememekte ve bir sonraki adımını kestirememektedir. Asıl bölgenin siyaseti de bölgedeki Arap olmayan dışarıdan aktörler ABD, AB, Rusya Federasyonu, İran ve en son vagona dâhil olan Çin tarafından belirlenmeye çalışılmaktadır.

Bu bölge dışı güçlerin bölgeyle ilgili menfaatleri de birbirleriyle çatıştığı için bölge sürekli kazan gibi kaynamakta, her gün binlerce kişi ölmekte, milyonlarca kişi mülteci olarak bölgeden kaçmak zorunda kalmaktadır. Orta-Doğu’daki bazı siyasi liderler de ne yapacaklarını bilmediklerinden, kendilerini esen rüzgârların esintisine bırakarak, gelişmelere göre pozisyon almaya çalışmaktadırlar. Denilebilir ki klasik emperyalizm ve anti-emperyalizm yaklaşımı, Orta-Doğu’ da her kapıyı açan bir anahtar olmaktan çıkmıştır.

Suudi Arabistan ise Suudi hanedanın bir yanı Müslüman Kardeşlere, diğer yanı Vahhabizme hatta El Kaide’ye kadar uzanan sıkışmışlığın ikilemi yaşanmaktadır. Bugün ise Arap Baharı ve ayaklanmalarının bir sonucu olarak, Suudi Arabistan, Trump’ ın ziyareti sonrasında, tam Amerikancı bir tavır sergileme yolunda hızla ilerlemektedir. Çünkü Suudi hanedanın iktidarda kalması, ABD’nin elindedir. Bundan dolayı, Veliaht Prens Salman, kral olmadan önce, ABD karşıtı tüm düşünceleri bertaraf etmek için, yolsuzluk soruşturmaları adı altında pek çok prensi ve bakanı gözaltına aldırmış ve milyarlarca dolara el koymuştur.

Ekonomik olarak petrol fiyatlarının düşmesi, yolsuzluklar, petrolün önemini kaybetmese bile uzun vadede eski kazancı sağlamayacağının anlaşılması, sadece petrolle sürdürülebilir bir ekonomik modelin mümkün olmaması gibi faktörlerin de tabii ki bütün ekonomisi petro-dolara bağlı başta Suudi Arabistan olmak üzere, bütün Körfez ve Orta-Doğu ülkeleri üzerinde olumsuz etkileri olmuştur.

Ayrıca, işin ekonomik boyutu dışında stratejik boyutunu da incelediğimizde; Suudi Arabistan bölgede fevkalade başarısız olmuştur. Çünkü hem ezeli hem de ebedi düşmanı olan İran’ın, Yemen’le birlikte Suudi Arabistan’ın yanı başına kadar sokulmasını engelleyememiştir. Ayrıca, Suudilerin tüm çaba ve harcamalarına ve de radikal cihatçı grupları desteklemelerine rağmen Suriye’de kaybetmesi, Lübnan’da istediği sonucu alamaması, “küçük” bir ülke olan Katar’ı yola getirememesi, Suudi Arabistan’ın başarısız olduğunu ortaya koymaktadır. Suudi Arabistan bu başarısızlığını, tam ve eksiksiz bir biçimde ABD-İsrail’e destek vererek ve Kudüs’ün İsrail’in başkenti olmasını onaylayarak kapatmaya ve İran’dan da bu şekilde intikam almaya çalışmaktadır.

Yani Suudi Arabistan bölgesel bir mücadele vermektedir ama bu Orta-Doğu’daki bölgesel mücadele sadece mezhep çatışmalarıyla açıklanacak türden bir mücadele değildir. İran denklemin bir tarafındadır ama diğer tarafındakiler kimdir? Katar mı? İsrail mi? Şunu hemen belirtmek gerekir ki Orta-Doğu’daki bölgesel ihtilaf ve çatışmaların temelinde klasik Şii-Sünni ayrımı yattığını söz etmek kolaya kaçmaktır.

Tabii ki Suudi Arabistan Krallığı’nın kendini yenileme çabası işin başında gelmektedir. Ancak içinde kadınlara en fazla otomobil sürecek kadar esneklik tanıyan bir anlayışın “Ilımlı İslam” adı altında pazarlanması aslında sistemin içinden çıkamayabileceği bir noktaya doğru gidişinin de işaretidir. Suud Sarayı siyaseten tıkanmaların yaratacağı sorunları da görmektedir. Zaten iflas etmiş bir proje olan “Ilımlı İslam” ın Suudi Arabistan’da herhangi bir rol oynaması oldukça zordur. Suudi’ler Arap ayaklanmalarının etkisinin kendilerine uzanmaması için Mısır darbesini desteklemişlerdir.

Genel olarak “ayaklanmaların” kendi sınırlarına ulaşmasını önlemek isterken, Suriye’deki ayaklanmada başrolü oynamıştır. Ayaklanmayı her anlamda cihatçı boyuta taşıyarak, radikallerin topraklarından uzak durması için her türlü olanağı sağlamıştır. Ancak, IŞİD ve El Kaide Suriye’den hala bölgeye dağılmaktadır. Suudiler; Esad, İran merkezli Şia Bloku karşısında, Suriye Sünni muhalefetini de yönetip yönlendirmiştir. Ama bu strateji de başarılı olmamıştır. Suudi Arabistan’ın şimdi o muhalif liderlerden bazılarını da gözaltına aldığı söylenmektedir. Arap ayaklanmaları doğrudan Müslüman Kardeşler etiketli olmasa da, sonrasında Müslüman Kardeşlerin hâkimiyeti ile sonuçlanınca, Suudi Arabistan, bu örgütle daha yakın bağlar kuran Katar gibi ülkeleri karadan, denizden ve havadan ambargo ve ablukalar uygulatarak, Orta-Doğu’da yalnızlaştırmaya ve tamamen etkisizleştirmeye çalışmıştır.

Katar’a karşı Suudi-Mısır ittifakı, Hamas’ ın bile desteksiz kalıp, Filistin yönetimi ile masaya oturup, Mısır’a yanaşmasıyla sonuçlanmıştır. Filistin yönetimi Gazze’ yi Hamas’ tan devralmıştır. Hatta Suudilerin daha ileri giderek, Mahmud Abbas’ın Filistin yönetimini de Amerikan planına uymaya zorladığı haberleri medyada geniş yer almıştır. Abbas’a muhtemelen “Amerika ne önerirse kabul et ya da başkanlığı bırak” denilmiştir. 

Plan “işgal altındaki tüm yerlerle ilgili olarak İsrail’in taleplerinin kabul edilmesi” ile ilişkili görünmektedir. Abbas’ın yerine ise muhtemelen Filistin siyasilerinin en kirli isimlerden biri olan Muhammed Dahlan düşünülmektedir. Bu durum başından beri İsrail’in de istediği bir görünümdür. Zaten Gazze meselesini, Mısır olmadan çözmek de mümkün değildir. Bir ara Mısır’ı devreden çıkarıp bu işi çözeceğini düşünenler de olmuştur. Ama bölgedeki gelişmeleri ve bölge tarihini iyi okuyamayanlar ve her şeyi hemen değiştirebileceklerini düşünenler büyük yanılgıya düşmüşlerdir.

Bölgede olan bitenin İsrail’in işine geldiği ortadadır. Ama Orta-Doğu’daki bütün bu karışıklıkların tek mimarının da İsrail olduğu söylenemez. İsrail, Arap ayaklanmalarından bu yana bölgede, eski rakipleri ve düşmanlarının birbirini yemesini keyifle izlerken, bu süreçten en kârlı çıkan, bu arada Filistin’deki işgalini daha rahat derinleştiren ülke olmuştur. Aynı zamanda Arap ülkelerinin başarısızlığını ve bölge ülkelerinin mezhepçilik çekişmesini büyük bir zevkle seyretmektedir.

ABD-İsrail ittifakından oluşan üst akıl, Yemen topraklarından başkent Riyad’ a balistik füze attırılması ile kendini göstermiştir. Amaç aslında tamamen Suudi Arabistan’ın petro-dolar birikimine el koymak ve ABD yapımı Patriot füzeleri ile diğer ABD-İsrail yapımı sofistike silahların Suudi Arabistan’a 350 milyar dolar gibi muazzam bir fiyatla satılmasını kapsıyordu.

ABD ekonomisinin her gün biraz daha kötüye gidiyor olması, karşılıksız basılan ABD dolarlarının da kurtarıcılığını ve inandırıcılığını yitirmiş olmasının getirdiği olağanüstü sorunları yeni seçilmiş olan ABD Başkanı Trump birdenbire kucağında bulmuştur. Başkan Trump, hemen ABD ekonomisinin kurtuluş çarelerinden bir tanesi olarak başarılı ve milyarder bir işadamı olarak kendisinin de ticari hayatından çok iyi bildiği ihracata öncelik vermiştir. Strateji ve taktik, asırlar önce belirlenmiş ve başarı ile de uygulanmaktaydı. Aynen Rothschild Ailesi’nin son dört yüz yıldır yaptığı gibi, silah satmak istediğin ülkeleri kapıştır sonra da her iki tarafa da silah sat, paraları da cebe indir örneğinde olduğu gibi.

Senaryoyu sahneye koymak için düğmeye basıldığında; Yemen’den fırlatılan balistik füzeyi, ABD’nin en gelişmiş Patriot füzeleri sınırı geçer geçmez yakalayamamıştır. Füze ancak Suudi Arabistan’ın Riyad Kral Halid Havaalanı üzerindeyken, yani şehre ulaşmışken vurulabilmiştir. Bu olayın tetiklemesiyle Suudi Arabistan’da yolsuzluk ve ihanet suçlamasıyla tutuklamalar başlamıştır. Tutuklanan kişiler arasında 11 Suudi Prens ve 38 eski Suudi Bakan da bulunmaktadır.

Sonuç olarak; dünya üzerinde en çok kullanılan enerji kaynakları olan petrol ve doğalgaz rezervlerinin %75’ine sahip Orta-Doğu bölgesinin en büyük, en güçlü ve en zengin devleti Suudi Arabistan’ın da Arap Baharı ve Büyük Orta-Doğu Projesi kapsamında mutlakiyetçi rejiminin yıkılacağını, önce meşruti monarşiye yani Müslüman Arap ülkeleri için “Ilımlı İslam” a geçileceğini, sonra ABD’nin 2000’li yılların başında deklare ettiği ama henüz tamamlayamadığı BOP, yani Büyük Orta-Doğu Projesi kapsamında Mekke ve Medine’yi kapsayan Vatikan benzeri bir kutsal topraklar devleti kurulup, Suudi Arabistan’dan ayrılıp fundamentalist yani köktendinci kutsal Müslüman devleti kurulacağını ve Suudi Arabistan’ın daha demokratik yapıda bir devlete dönüşebileceğini öngörebiliriz.

Daha kötümser bir ihtimal de nasıl I. ve II. Dünya Savaşı kömür ve demir madenlerinin kaynaklarına sahip olmak için Avrupa’dan çıktıysa, Üçüncü Dünya Savaşı da petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olmak için Orta-Doğu’dan çıkabileceği kuvvetli ihtimalidir. Bölgede önemli güç olan kadim devlet İran ise arkasından Rusya ve nispeten Çin’den güç alarak ayakta durmaya çalışmaktadır.

İran’da birden bire patlak veren ekonomik kriz gösterileri, İran hükümeti aleyhine dönüşmüştür. Tabi bunu fırsat bilen ABD, hemen bir açıklama yaparak, İran halkının demokratik meşru haklarını desteklediğini söylemiştir. Şüphesiz Suudi Arabistan da ezeli düşmanı İran’daki bu olayları el altından İsrail ile birlikte destekleyecektir.  

Trump’ın 18 Aralık’da deklare ettiği ve “Trump Doktrini” olarak da tanımlanan “Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi”, aslında ABD’nin “Yine Dünyanın Merkezi Benim” algısından başka bir şey değildir. Orta-Doğu’ya yıllardır barış gelmeyince kaosu devreye sokmaya çalışan ABD, bütün bölgeyi dizayn edecek, tsunami etkisinde bir planı, İsrail, Suudi Arabistan, Mısır üzerinden tekrar deneyecektir. Üstelik, Birleşmiş Milletler’ in Kudüs kararının hıncının ve öfkesinin rüzgarını arkasına alarak bunu yapacaktır.  

Önümüzdeki günler Orta-Doğu’ da çok önemli olaylara gebedir. Yakın gelecekte başta Suudi Arabistan olmak üzere bütün Orta-Doğu ülkelerinde köklü değişiklikler yaşanabileceği ve bu köklü değişiklik ve dönüşümlerin de gerekli önlemleri bugünden almazsak ülkemizi de çok olumsuz bir şekilde etkileyebileceği değerlendirilmektedir. ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA) tarafından planlanan ve bu teşkilat tarafından “Yeşil Kuşak” Projesi kapsamında kurulan ve halen CIA’ nin emir ve komutası altındaki hain ve kalleş FETÖ terör örgütü tarafından uygulanmaya çalışılan 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü çok şükür ki başarısız olmuştur.

Ancak, diğer Orta-Doğu devletlerinin geçmişte başına gelmiş olduğu gibi ve geri kalanının da yakın zamanda başına geleceği gibi ülkemizi de Sevr Anlaşmasındakine benzer bir şekilde bölüp-parçalayarak Anadolu topraklarından birden çok yapay devletçik çıkartmak amacıyla yeni yıkıcı faaliyetler ve darbe teşebbüsleriyle uluslararası komploların devam edebileceğini de kesinlikle aklımızdan çıkartmamamız ve gerekli önlemleri almamız lazımdır.

Yukarıda saydığımız bütün olumsuz olaylara rağmen 2018 yılının gene de BARIŞ ve REFAH Yılı olmasını temenni ediyorum.



* Siyasi tarihte Hüseyin - Mc Mahon Correspondance diye geçer.

** 4 Arap İsrail Savaşı; İlk Savaş 1948, İkinci Savaş 1955/56, Üçüncü Savaş 1967 Altı Gün Savaşları, dördüncü savaş 1973 Ekim veya Yom Kippur Savaşı


Prof. Dr. Uğur ÖZGÖKER 

İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı

İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ ARELUSAM Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdür Yrd.

TÜRDER - TÜKETİCİNİN VE REKABETİN KORUNMASI DERNEĞİ Genel Başkanı

TÖF - TÜKETİCİ ÖRGÜTLERİ FEDERASYONU Yönetim Kurulu Üyesi

KIBRIS KÜLTÜR VE EĞİTİM DERNEĞİ Genel Başkanı

TÜRK- KUZEY KIBRIS TÜRK TİCARET ODASI Yönetim Kurulu Başkanı

DENİZ KÜLTÜRÜ DERNEĞİ Genel Sekreteri

BÜYÜKÇEKMECE ÇEVRE - KÜLTÜR VE TURİZM DERNEĞİ Kurucusu ve Yönetim Kurulu Üyesi

BÜYÜKÇEKMECE ROTARY KULÜBÜ  Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı

DMW - ULUSLARARASI DİPLOMATLAR BİRLİĞİ Yönetim Kurulu Üyesi

TAV - TÜRKİYE - AVRUPA VAKFI Yönetim Kurulu Üyesi

İSTANBUL ÇEVRE KONSEYİ FEDERASYONU Yönetim Kurulu Üyesi

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ 3. Bölge Temsilciliği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Üyesi.

FENERBAHÇE DÜŞÜNCE KURULU Başkanı

JİU-JİTSU FEDERASYONU Yönetim Kurulu Üyesi.

REVAK -  REKABET KURUMU VAKFI Kurucusu ve Başkan Vekili

MGV - MARMARA GRUBU STRATEJİK VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR VAKFI Mütevelli Heyet ve Akademik Konsey Üyesi

MGV - AVRASYA EKONOMİ ZİRVESİ Daimi Raportörü

EGD - Ekonomi Gazetecileri Derneği Kıbrıs Temsilcisi

GÜÇSİAD - GÜÇLÜ SANAYİCİ ve İŞADAMLARI DERNEĞİ Kıbrıs Şube Başkanı

KIBRIS AMERİKAN ÜNİVERSİTESİ Mütevelli Heyet Üyesi


yilmazparlar@yahoo.com

25 Aralık 2017 Pazartesi

Türkmenistan -Sürdürülebilir Kalkınma hedefleri-Yılmaz Parlar

Türkmenistan "Sürdürülebilir Kalkınma hedefleri”

Türkmenistan'in Insiyatifi Ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu “Sürdürülebilir Kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek için tüm ulaşım yollarının güçlendirilmesi” kararını kabul etti.  

20 Aralık 2017 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 72. toplantısının 74. oturumunda, Türkmenistan'ın sunduğu "Sürdürülebilir Kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek için tüm ulaşım yollarının güçlendirilmesi" kararı oybirliği ile kabul edildi. Kararın tarafları, 74 devletten oluşuyordu.
Karar ayrıca, bireylerin ve toplulukların iş, okul ve sağlık hizmetlerine erişebilirliğin sağlanması açısından istihdam yaratmada, mobilizasyonu teşvik ederek ve lojistik zincirlerinin etkinliğini artırarak; kırsal ve kentsel alanlara mallar ve hizmetler sunarak; kimsenin ihmal edilmediği, herkesin eşit fırsattan yararlandığı sürdürülebilir ulaşım ve erişebilirliğin rolündeki taahhüdünü tekrarladı.
Buna ek olarak, karar, ulaştırma altyapısının daha iyi planlanması ve mobilizasyonun artırılması, ulaşım bağlantılarının güçlendirilmesi ve ticaret ve yatırımın kolaylaştırılması da dahil olmak üzere bölgesel ve bölgelerarası ekonomik entegrasyon ve işbirliğini teşvik etme çabalarını teyit etmektedir. Kararda ayrıca, ilgili uluslararası standartlar ve kuralların ve teknik standartların uyumlaştırılması amacıyla yapılan faaliyetler yoluyla ulaşım koridorlarının ve altyapının planlanmasında ve geliştirilmesinde işbirliğini en üst düzeye çıkarmak için Devletlere öneriler yer aldı.
Kararın kabul edilmesi, Eylül 2011'de BM Genel Kurulunun 66. toplantısında BM Özel Bölgeler Arası Ulaştırma Geliştirme Programı'nın faaliyetlerinin ulaştırma ve kalkınma alanındaki koordinasyonunda Türkmenistan'ın inisiyatifinin uygulanmasında bir sonraki önemli adım oldu.
yilmazparlar@yahoo.com