24 Şubat 2018 Cumartesi

İstanbul Güçlü Gelecek Projesi başladı-Yılmaz Parlar


İstanbul Güçlü Gelecek Projesi başladı
AK Parti İstanbul İl Gençlik Kolları “ İstanbul Güçlü Gelecek” projesi ile 2.5 milyon genç seçmene ulaşmayı hedefliyor.
Proje kapsamında, AK Parti İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı Taha Ayhan’ın  önderliğinde İstanbul’un 39 ilçesinde yer alan, tüm genç seçmenlere ulaşmak amaçlanıyor ve İstanbul'un 28 bin seçim sandığı 28 bin gence emanet edilmek isteniyor.

İl Başkanı Taha Ayhan ve yönetim kurulu üyeleri, ilçelerinde ve mahallerinde görev alan Sandık Yönetim Kurulu Üyelerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mektubunu teslim ediyor.
Projeye ilişkin açıklama yapan AK Parti İstanbul İl Gençlik Kolları Başkanı Taha Ayhan, İstabul’da kapısı çalınmadık genç bırakmayacaklarını söyledi.
Geçen senede bu tarz bir proje gerçekleştirdiklerini belirten Ayhan, “ Geçen yıl Başbakanımızın mektubunu İstanbul'un tüm genç seçmenlerine dağıtmıştık, şimdi Cumhurbaşkanımızın mektubunu sizlere ulaştırıyoruz. İl  Başkan Yardımcılarım,  İl yönetim kurulu üyelerim, İstanbul’un 39 ilçesi 961 mahallesindeki SYK Üyesi kardeşlerimize mektupları teslim ediyorlar.

Ayhan, meselenin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mücadelesine birey kazandırmak olduğunu belirterek, “
2 milyon 579 bin 171 genç seçmenimize ulaşmayı gönüllerinde yer almayı amaçlıyoruz. 18 yaşına girmiş genç seçmen kardeşlerimizi partimize üye yapma noktasında çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” diyerek sözlerini tamamladı.        
yilmazparlar@yahoo.com

6 Ocak 2018 Cumartesi

BALFOUR DEKLARASYONU’NDAN TRUMP DEKLARASYONU’NA-YILMAZ PARLAR


Prof. Dr. Uğur Özgöker'in Makalesi; 

BALFOUR DEKLARASYONU’NDAN TRUMP DEKLARASYONU’NA

ABD’ NİN KUDÜS’Ü İSRAİL’ İN BAŞKENTİ OLARAK TANIMASINDAN SONRA ORTA-DOĞU’DA İYİCE YALNIZLAŞAN SUUDİ ARABİSTAN İRAN’LA YAPAY BİR MEZHEP SAVAŞI ÇIKARTARAK VARLIĞINI SÜRDÜRMEK STRATEJİSİ İZLEYEBİLİR

Suudi Arabistan’ın nereye gittiğini ( Quo Vadis ) analiz etmeden önce nereden geldiğini yani kısaca Suudi Arabistan’ın kuruluşu ve kısa tarihinden bahsetmekte yarar görülmektedir. Osmanlı’nın İslam’ın en kutsal merkezi Mekke’yi “emanet” ettiği Mekke Emiri Şerif Hüseyin; hem kendi siyasi lideri yani Sultanı hem de bütün İslam âleminin Halifesi olarak kendi dini lideri olan Osmanlı padişahını İngiliz altını karşılığı kalleşçe arkadan vurarak ikiyüzlülüğünü göstermiştir. Bu ihanetin sonucu Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşı’ndan sonra İslam’ın Mekke ve Medine gibi kutsal yerlerini ve özellikle Kudüs’ü kaybetmiştir.

1917 Kasımında Osmanlı ordusu cephede İngilizlere karşı savaşırken, arkadan kalleş Şerif Hüseyin’in kuvvetlerince vurulması neticesinde geri çekilmek zorunda kalmış ve Kudüs’e giren gâvur İngiliz Komutan General Sir Edmund Allenby şimdi İsrail zulmü altında inleyen Araplarca alkışlarla karşılanmıştır.

Daha da hazin hatta rezil olanı ise Osmanlı ile birlikte İngiliz, İtalyan ve Fransızlara karşı müttefik olarak birlikte savaştığımız Almanya’nın başkenti Berlin ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun merkezi Viyana’da da Filistin cephesindeki yenilgimiz kutlanmış ve Kudüs’ün düşmanların eline geçmesi müttefiklerimiz tarafından dahi sevinçle karşılanmıştır. Bunun nedeni ise Batı’nın İslam dünyasından ve dolayısıyla Osmanlı’dan intikamını almış olmasıdır.



Savaştan sonra, San Remo Konferansı ile kalleş Şerif Hüseyin’e ihanetinin ikramiyesi olarak İngiltere’ye tabi Arabistan Krallığı, küçük oğlu Faysal’a Osmanlı’nın Halep, Humus ve Şam vilayetlerinin birleştirilmesi ile Fransa’ya bağlı Suriye Krallığı’nın sözü verilmiş olmasına rağmen, daha sonra Fransa’nın itirazı ile Faysal’a, Osmanlı’nın Musul, (önceleri Fransa’ya bağlı olacaktı, sonradan İngiliz mandasına bırakılmıştır.) Bağdat ve Basra vilayetlerinin birleştirilmesi sonucu İngiltere himayesindeki Irak Krallığı verilmiştir. Ancak kurnaz İngiltere’nin bu toprakları, birkaç devlete vaat etmesi sonucu, Orta-Doğu’da bugüne kadar süren anlaşmazlıklar başlamıştır.

Temmuz 1915 – Mart 1916 tarihleri arasında, Mısır’daki İngiliz Yüksek Komiseri McMahon, Mekke Emiri Şerif Hüseyin’le yapmış olduğu anlaşma* ile ihanetinin ödülü olarak, Arabistan, Suriye ve Irak’ı alacaktı. Filistin’de ise bir Arap devleti kurulacaktı. Aynı İngiltere bir yıl sonra Fransa ile Sykes-Picot Anlaşması imzalayarak, Musul, Suriye ve Lübnan ile Hatay ve Mersin’i (“Levant” diye adlandırılan bölge) Fransızlara da vaat etmiş, aynı yıl İtalyanlara da gene Mersin, Antalya, İzmir ve Aydın’ı vaat etmiştir. 1917’de de gene Aydın ve İzmir’i de Yunanlılara peşkeş çekmiştir. Nihai olarak, 1917 Kasım ayında dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Balfour kendi adıyla Balfour Deklarasyonu olarak siyasi tarihe geçen ve Filistin’de bir Yahudi yurdu/vatanı kurulacağına ilişkin belgeyi imzalayarak İngiltere Yahudi Cemaatinin liderlerinden Lord Rotschild’ e göndermiştir.

Savaştan sonra kalleş Şerif Hüseyin’in küçük oğlu Şam’a gelerek Suriye’de krallığını ilan etmiştir. Ancak Fransızlar bu toprakların kendilerine vaat edildiğini söyleyerek Faysal’ı Suriye’den kovmuşlardır. İngilizler de aynı yerleri birden çok devlete peşkeş çektikleri ortaya çıkınca, Arabistan’ı bölerek, tarihte olmayan Ürdün (Jordan) adında suni bir devletçik daha yaratmak zorunda kalmıştır. Böylece İngilizler, Şerif Hüseyin’ in büyük oğlu olan ve Osmanlı Mebusan Meclisi’nde 1909-1914 arasında Mekke Mebusu olarak görev yapan Abdullah’ı bu suni devletin sözde kralı ilan etmiş, küçük kardeşi Fransızlar tarafından Suriye’ den kovulan Faysal’ı ise sözde Irak Kralı olarak yönetim tamamen İngilizlerin elinde olacak şekilde Bağdat’ta tahta çıkarmışlardır.

Yalnız İngiltere, Suriye’de istediğini verdiği bahanesiyle Fransa’ya baskı yapıp, tabiri caizse kazık atarak, petrol zengini Musul bölgesini Fransızlardan almıştır. Aynı şekilde Kral Faysal ve babası sözde Kral kalleş Şerif Hüseyin’e de kazık atarak, Basra’yı kendi mandası altındaki Irak’a bırakmayarak, deniz aşırı koloni statüsünde (sömürge) doğrudan kendi yönetimine sokmuş ve 1967’de Kuveyt adı altında yeni bir suni devletçik yaratana kadar petrollerini sömürmeye devam etmiştir.

15 Mayıs 1919’da da Yunanlılar İngilizlerin desteği ile İngilizlerce 1916’da İtalyanlara vaat edilen İzmir’i işgal etmişlerdir. Fransızlar ve İtalyanlar, müttefikleri İngilizlerin yalan söyleyerek kendilerini kandırmalarına çok bozulmuşlardır. Mustafa Kemal Paşa liderliğinde Anadolu’da Kuvay-ı Milliye kurularak milli mücadele başlayınca ve Ankara’da 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Hükümeti kurulunca, yerel halkın kahramanca direnişini kıramayan Fransa, 1921’de Ankara hükümeti ile Ankara Anlaşması’nı imzalayarak Gaziantep, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’tan çekilmek zorunda kalmıştır. Aynı yıl İtalyanlar da Antalya ve çevresini boşaltarak geri çekilmişlerdir. Böylece Fransa ve İtalya İngiltere’ye kırgınlık ve kızgınlıklarını çok bariz bir şekilde ifade etmişlerdir.

Yine aynı sene, yani 1921’de, bizim için çok daha hayırlı bir gelişme olmuştur. Necd Emiri Abdülaziz İbni Suud emrindeki kuvvetlerle çöllerdeki vahalardan çıkarak, Mekke’ye girmiş ve hain Şerif Hüseyin’i kovarak, nihayet 1926’da kendi adından mülhem “Suudi Arabistan” adını verdiği krallığını ilan etmiştir.

İngilizler parayla satın aldıkları adamları hain Şerif Hüseyin’i, o tarihlerde sömürgeleri olan ve bu satırların yazarının ana vatanı olan Kıbrıs’a kaçırmışlardır. 9 yıl Kıbrıs’ta İngilizlerin korumasında sürgünde kalan kalleş Şerif Hüseyin, hayatının son yılını büyük oğlunun İngiltere hâkimiyeti altında sözde kral olduğu yapay devlet Ürdün’de geçirmiştir. Babası da bir hain olduğu için zorunlu iskâna tabi tutulduğu İstanbul’da sürgünde bulunduğu esnada 1854 yılında doğan Şerif Hüseyin, 1931’de Amman’da gene sürgünde ölmüştür.

Dört Arap-İsrail Savaşı**, Orta-Doğu’ da petrolün bulunması ve Amerikalılar ve İngilizlerce işletilmeye başlaması, 1973 uluslararası petrol ambargosu ve 1. petrol krizi, Mısır ( Kral Faruk ), Libya ( Kral İdris ), Irak  ( Kral Faysal ) gibi bazı Arap ülkelerinde darbeler olup, kralların devrilip yerlerine laik, sosyalist, Arap milliyetçisi Baas rejimlerinin kurulması, Tunus ve Cezayir’in Fransa’ dan bağımsızlıklarını kazanması, Süveyş Kanalının Cemal Abdül Nasır tarafından devletleştirilmesi  gibi Orta-Doğu’da 2. Dünya Savaşı sonrası gerçekleşen önemli olayları, daha sonra incelenmek üzere bir kenara bırakıp günümüze gelirsek, Orta-Doğu’daki bugün yaşanan olayların, dünya politikasını nasıl etkileyebileceğini analiz ederek, 3. Dünya Savaşı’na bile neden olabileceği sonucuna varabiliriz. 1957’de Eisonhower Deklarasyonu ya da Doktrini ile Pax-Britannica yani 300 yıl boyunca üzerinde güneş batmayan imparatorluk olarak İngiltere’ nin “Dünya  Hakimiyeti”, Pax – Americana yani alaycı ve küçümseyici tavırla Orta-Doğu’ da Amerikan İmparatorluğu’ na kerhen de olsa gönüllü olarak devrettiği belgedir. Uluslararası İlişkiler tarihinde de 1945’ den beri fiilen ( de facto ) dünya çapındaki ABD hegemonyası, EISENHOWER DOKTİRİNİ ile hukuki (de jure) kimlik kazanmış ve günümüzde de maalesef devam eden ABD’ nin “Orta-Doğu” ve “Dünya Hakimiyeti” başlamıştır.

2003’deki Irak’ın ABD tarafından işgali, Arap Baharı ve ayaklanmaları, Irak ve Suriye iç savaşıyla bölgede sarsılan statükonun yerine ne konacağı bilinmemektedir. Çünkü iş “Orta-Doğu’nun Yeniden Dizaynı” ya da Orta-Doğu haritasının Sykes-Picot’tan 100 sene sonra yeniden çizilip, yeni “yapay devletçiklerin” kurulması gibi eksantrik yaklaşım ve kolay analizlerle çözülecek kadar basit değildir. Çünkü bölgede kimin neyi, nasıl yapmaya çalıştığı henüz bilinmemektedir. Hiç bir siyasi lider ve devlet kendi önünü görememekte ve bir sonraki adımını kestirememektedir. Asıl bölgenin siyaseti de bölgedeki Arap olmayan dışarıdan aktörler ABD, AB, Rusya Federasyonu, İran ve en son vagona dâhil olan Çin tarafından belirlenmeye çalışılmaktadır.

Bu bölge dışı güçlerin bölgeyle ilgili menfaatleri de birbirleriyle çatıştığı için bölge sürekli kazan gibi kaynamakta, her gün binlerce kişi ölmekte, milyonlarca kişi mülteci olarak bölgeden kaçmak zorunda kalmaktadır. Orta-Doğu’daki bazı siyasi liderler de ne yapacaklarını bilmediklerinden, kendilerini esen rüzgârların esintisine bırakarak, gelişmelere göre pozisyon almaya çalışmaktadırlar. Denilebilir ki klasik emperyalizm ve anti-emperyalizm yaklaşımı, Orta-Doğu’ da her kapıyı açan bir anahtar olmaktan çıkmıştır.

Suudi Arabistan ise Suudi hanedanın bir yanı Müslüman Kardeşlere, diğer yanı Vahhabizme hatta El Kaide’ye kadar uzanan sıkışmışlığın ikilemi yaşanmaktadır. Bugün ise Arap Baharı ve ayaklanmalarının bir sonucu olarak, Suudi Arabistan, Trump’ ın ziyareti sonrasında, tam Amerikancı bir tavır sergileme yolunda hızla ilerlemektedir. Çünkü Suudi hanedanın iktidarda kalması, ABD’nin elindedir. Bundan dolayı, Veliaht Prens Salman, kral olmadan önce, ABD karşıtı tüm düşünceleri bertaraf etmek için, yolsuzluk soruşturmaları adı altında pek çok prensi ve bakanı gözaltına aldırmış ve milyarlarca dolara el koymuştur.

Ekonomik olarak petrol fiyatlarının düşmesi, yolsuzluklar, petrolün önemini kaybetmese bile uzun vadede eski kazancı sağlamayacağının anlaşılması, sadece petrolle sürdürülebilir bir ekonomik modelin mümkün olmaması gibi faktörlerin de tabii ki bütün ekonomisi petro-dolara bağlı başta Suudi Arabistan olmak üzere, bütün Körfez ve Orta-Doğu ülkeleri üzerinde olumsuz etkileri olmuştur.

Ayrıca, işin ekonomik boyutu dışında stratejik boyutunu da incelediğimizde; Suudi Arabistan bölgede fevkalade başarısız olmuştur. Çünkü hem ezeli hem de ebedi düşmanı olan İran’ın, Yemen’le birlikte Suudi Arabistan’ın yanı başına kadar sokulmasını engelleyememiştir. Ayrıca, Suudilerin tüm çaba ve harcamalarına ve de radikal cihatçı grupları desteklemelerine rağmen Suriye’de kaybetmesi, Lübnan’da istediği sonucu alamaması, “küçük” bir ülke olan Katar’ı yola getirememesi, Suudi Arabistan’ın başarısız olduğunu ortaya koymaktadır. Suudi Arabistan bu başarısızlığını, tam ve eksiksiz bir biçimde ABD-İsrail’e destek vererek ve Kudüs’ün İsrail’in başkenti olmasını onaylayarak kapatmaya ve İran’dan da bu şekilde intikam almaya çalışmaktadır.

Yani Suudi Arabistan bölgesel bir mücadele vermektedir ama bu Orta-Doğu’daki bölgesel mücadele sadece mezhep çatışmalarıyla açıklanacak türden bir mücadele değildir. İran denklemin bir tarafındadır ama diğer tarafındakiler kimdir? Katar mı? İsrail mi? Şunu hemen belirtmek gerekir ki Orta-Doğu’daki bölgesel ihtilaf ve çatışmaların temelinde klasik Şii-Sünni ayrımı yattığını söz etmek kolaya kaçmaktır.

Tabii ki Suudi Arabistan Krallığı’nın kendini yenileme çabası işin başında gelmektedir. Ancak içinde kadınlara en fazla otomobil sürecek kadar esneklik tanıyan bir anlayışın “Ilımlı İslam” adı altında pazarlanması aslında sistemin içinden çıkamayabileceği bir noktaya doğru gidişinin de işaretidir. Suud Sarayı siyaseten tıkanmaların yaratacağı sorunları da görmektedir. Zaten iflas etmiş bir proje olan “Ilımlı İslam” ın Suudi Arabistan’da herhangi bir rol oynaması oldukça zordur. Suudi’ler Arap ayaklanmalarının etkisinin kendilerine uzanmaması için Mısır darbesini desteklemişlerdir.

Genel olarak “ayaklanmaların” kendi sınırlarına ulaşmasını önlemek isterken, Suriye’deki ayaklanmada başrolü oynamıştır. Ayaklanmayı her anlamda cihatçı boyuta taşıyarak, radikallerin topraklarından uzak durması için her türlü olanağı sağlamıştır. Ancak, IŞİD ve El Kaide Suriye’den hala bölgeye dağılmaktadır. Suudiler; Esad, İran merkezli Şia Bloku karşısında, Suriye Sünni muhalefetini de yönetip yönlendirmiştir. Ama bu strateji de başarılı olmamıştır. Suudi Arabistan’ın şimdi o muhalif liderlerden bazılarını da gözaltına aldığı söylenmektedir. Arap ayaklanmaları doğrudan Müslüman Kardeşler etiketli olmasa da, sonrasında Müslüman Kardeşlerin hâkimiyeti ile sonuçlanınca, Suudi Arabistan, bu örgütle daha yakın bağlar kuran Katar gibi ülkeleri karadan, denizden ve havadan ambargo ve ablukalar uygulatarak, Orta-Doğu’da yalnızlaştırmaya ve tamamen etkisizleştirmeye çalışmıştır.

Katar’a karşı Suudi-Mısır ittifakı, Hamas’ ın bile desteksiz kalıp, Filistin yönetimi ile masaya oturup, Mısır’a yanaşmasıyla sonuçlanmıştır. Filistin yönetimi Gazze’ yi Hamas’ tan devralmıştır. Hatta Suudilerin daha ileri giderek, Mahmud Abbas’ın Filistin yönetimini de Amerikan planına uymaya zorladığı haberleri medyada geniş yer almıştır. Abbas’a muhtemelen “Amerika ne önerirse kabul et ya da başkanlığı bırak” denilmiştir. 

Plan “işgal altındaki tüm yerlerle ilgili olarak İsrail’in taleplerinin kabul edilmesi” ile ilişkili görünmektedir. Abbas’ın yerine ise muhtemelen Filistin siyasilerinin en kirli isimlerden biri olan Muhammed Dahlan düşünülmektedir. Bu durum başından beri İsrail’in de istediği bir görünümdür. Zaten Gazze meselesini, Mısır olmadan çözmek de mümkün değildir. Bir ara Mısır’ı devreden çıkarıp bu işi çözeceğini düşünenler de olmuştur. Ama bölgedeki gelişmeleri ve bölge tarihini iyi okuyamayanlar ve her şeyi hemen değiştirebileceklerini düşünenler büyük yanılgıya düşmüşlerdir.

Bölgede olan bitenin İsrail’in işine geldiği ortadadır. Ama Orta-Doğu’daki bütün bu karışıklıkların tek mimarının da İsrail olduğu söylenemez. İsrail, Arap ayaklanmalarından bu yana bölgede, eski rakipleri ve düşmanlarının birbirini yemesini keyifle izlerken, bu süreçten en kârlı çıkan, bu arada Filistin’deki işgalini daha rahat derinleştiren ülke olmuştur. Aynı zamanda Arap ülkelerinin başarısızlığını ve bölge ülkelerinin mezhepçilik çekişmesini büyük bir zevkle seyretmektedir.

ABD-İsrail ittifakından oluşan üst akıl, Yemen topraklarından başkent Riyad’ a balistik füze attırılması ile kendini göstermiştir. Amaç aslında tamamen Suudi Arabistan’ın petro-dolar birikimine el koymak ve ABD yapımı Patriot füzeleri ile diğer ABD-İsrail yapımı sofistike silahların Suudi Arabistan’a 350 milyar dolar gibi muazzam bir fiyatla satılmasını kapsıyordu.

ABD ekonomisinin her gün biraz daha kötüye gidiyor olması, karşılıksız basılan ABD dolarlarının da kurtarıcılığını ve inandırıcılığını yitirmiş olmasının getirdiği olağanüstü sorunları yeni seçilmiş olan ABD Başkanı Trump birdenbire kucağında bulmuştur. Başkan Trump, hemen ABD ekonomisinin kurtuluş çarelerinden bir tanesi olarak başarılı ve milyarder bir işadamı olarak kendisinin de ticari hayatından çok iyi bildiği ihracata öncelik vermiştir. Strateji ve taktik, asırlar önce belirlenmiş ve başarı ile de uygulanmaktaydı. Aynen Rothschild Ailesi’nin son dört yüz yıldır yaptığı gibi, silah satmak istediğin ülkeleri kapıştır sonra da her iki tarafa da silah sat, paraları da cebe indir örneğinde olduğu gibi.

Senaryoyu sahneye koymak için düğmeye basıldığında; Yemen’den fırlatılan balistik füzeyi, ABD’nin en gelişmiş Patriot füzeleri sınırı geçer geçmez yakalayamamıştır. Füze ancak Suudi Arabistan’ın Riyad Kral Halid Havaalanı üzerindeyken, yani şehre ulaşmışken vurulabilmiştir. Bu olayın tetiklemesiyle Suudi Arabistan’da yolsuzluk ve ihanet suçlamasıyla tutuklamalar başlamıştır. Tutuklanan kişiler arasında 11 Suudi Prens ve 38 eski Suudi Bakan da bulunmaktadır.

Sonuç olarak; dünya üzerinde en çok kullanılan enerji kaynakları olan petrol ve doğalgaz rezervlerinin %75’ine sahip Orta-Doğu bölgesinin en büyük, en güçlü ve en zengin devleti Suudi Arabistan’ın da Arap Baharı ve Büyük Orta-Doğu Projesi kapsamında mutlakiyetçi rejiminin yıkılacağını, önce meşruti monarşiye yani Müslüman Arap ülkeleri için “Ilımlı İslam” a geçileceğini, sonra ABD’nin 2000’li yılların başında deklare ettiği ama henüz tamamlayamadığı BOP, yani Büyük Orta-Doğu Projesi kapsamında Mekke ve Medine’yi kapsayan Vatikan benzeri bir kutsal topraklar devleti kurulup, Suudi Arabistan’dan ayrılıp fundamentalist yani köktendinci kutsal Müslüman devleti kurulacağını ve Suudi Arabistan’ın daha demokratik yapıda bir devlete dönüşebileceğini öngörebiliriz.

Daha kötümser bir ihtimal de nasıl I. ve II. Dünya Savaşı kömür ve demir madenlerinin kaynaklarına sahip olmak için Avrupa’dan çıktıysa, Üçüncü Dünya Savaşı da petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip olmak için Orta-Doğu’dan çıkabileceği kuvvetli ihtimalidir. Bölgede önemli güç olan kadim devlet İran ise arkasından Rusya ve nispeten Çin’den güç alarak ayakta durmaya çalışmaktadır.

İran’da birden bire patlak veren ekonomik kriz gösterileri, İran hükümeti aleyhine dönüşmüştür. Tabi bunu fırsat bilen ABD, hemen bir açıklama yaparak, İran halkının demokratik meşru haklarını desteklediğini söylemiştir. Şüphesiz Suudi Arabistan da ezeli düşmanı İran’daki bu olayları el altından İsrail ile birlikte destekleyecektir.  

Trump’ın 18 Aralık’da deklare ettiği ve “Trump Doktrini” olarak da tanımlanan “Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi”, aslında ABD’nin “Yine Dünyanın Merkezi Benim” algısından başka bir şey değildir. Orta-Doğu’ya yıllardır barış gelmeyince kaosu devreye sokmaya çalışan ABD, bütün bölgeyi dizayn edecek, tsunami etkisinde bir planı, İsrail, Suudi Arabistan, Mısır üzerinden tekrar deneyecektir. Üstelik, Birleşmiş Milletler’ in Kudüs kararının hıncının ve öfkesinin rüzgarını arkasına alarak bunu yapacaktır.  

Önümüzdeki günler Orta-Doğu’ da çok önemli olaylara gebedir. Yakın gelecekte başta Suudi Arabistan olmak üzere bütün Orta-Doğu ülkelerinde köklü değişiklikler yaşanabileceği ve bu köklü değişiklik ve dönüşümlerin de gerekli önlemleri bugünden almazsak ülkemizi de çok olumsuz bir şekilde etkileyebileceği değerlendirilmektedir. ABD Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA) tarafından planlanan ve bu teşkilat tarafından “Yeşil Kuşak” Projesi kapsamında kurulan ve halen CIA’ nin emir ve komutası altındaki hain ve kalleş FETÖ terör örgütü tarafından uygulanmaya çalışılan 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü çok şükür ki başarısız olmuştur.

Ancak, diğer Orta-Doğu devletlerinin geçmişte başına gelmiş olduğu gibi ve geri kalanının da yakın zamanda başına geleceği gibi ülkemizi de Sevr Anlaşmasındakine benzer bir şekilde bölüp-parçalayarak Anadolu topraklarından birden çok yapay devletçik çıkartmak amacıyla yeni yıkıcı faaliyetler ve darbe teşebbüsleriyle uluslararası komploların devam edebileceğini de kesinlikle aklımızdan çıkartmamamız ve gerekli önlemleri almamız lazımdır.

Yukarıda saydığımız bütün olumsuz olaylara rağmen 2018 yılının gene de BARIŞ ve REFAH Yılı olmasını temenni ediyorum.



* Siyasi tarihte Hüseyin - Mc Mahon Correspondance diye geçer.

** 4 Arap İsrail Savaşı; İlk Savaş 1948, İkinci Savaş 1955/56, Üçüncü Savaş 1967 Altı Gün Savaşları, dördüncü savaş 1973 Ekim veya Yom Kippur Savaşı


Prof. Dr. Uğur ÖZGÖKER 

İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı

İSTANBUL AREL ÜNİVERSİTESİ ARELUSAM Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi Müdür Yrd.

TÜRDER - TÜKETİCİNİN VE REKABETİN KORUNMASI DERNEĞİ Genel Başkanı

TÖF - TÜKETİCİ ÖRGÜTLERİ FEDERASYONU Yönetim Kurulu Üyesi

KIBRIS KÜLTÜR VE EĞİTİM DERNEĞİ Genel Başkanı

TÜRK- KUZEY KIBRIS TÜRK TİCARET ODASI Yönetim Kurulu Başkanı

DENİZ KÜLTÜRÜ DERNEĞİ Genel Sekreteri

BÜYÜKÇEKMECE ÇEVRE - KÜLTÜR VE TURİZM DERNEĞİ Kurucusu ve Yönetim Kurulu Üyesi

BÜYÜKÇEKMECE ROTARY KULÜBÜ  Uluslararası İlişkiler Komitesi Başkanı

DMW - ULUSLARARASI DİPLOMATLAR BİRLİĞİ Yönetim Kurulu Üyesi

TAV - TÜRKİYE - AVRUPA VAKFI Yönetim Kurulu Üyesi

İSTANBUL ÇEVRE KONSEYİ FEDERASYONU Yönetim Kurulu Üyesi

FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ 3. Bölge Temsilciliği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Üyesi.

FENERBAHÇE DÜŞÜNCE KURULU Başkanı

JİU-JİTSU FEDERASYONU Yönetim Kurulu Üyesi.

REVAK -  REKABET KURUMU VAKFI Kurucusu ve Başkan Vekili

MGV - MARMARA GRUBU STRATEJİK VE SOSYAL ARAŞTIRMALAR VAKFI Mütevelli Heyet ve Akademik Konsey Üyesi

MGV - AVRASYA EKONOMİ ZİRVESİ Daimi Raportörü

EGD - Ekonomi Gazetecileri Derneği Kıbrıs Temsilcisi

GÜÇSİAD - GÜÇLÜ SANAYİCİ ve İŞADAMLARI DERNEĞİ Kıbrıs Şube Başkanı

KIBRIS AMERİKAN ÜNİVERSİTESİ Mütevelli Heyet Üyesi


yilmazparlar@yahoo.com

25 Aralık 2017 Pazartesi

Türkmenistan -Sürdürülebilir Kalkınma hedefleri-Yılmaz Parlar

Türkmenistan "Sürdürülebilir Kalkınma hedefleri”

Türkmenistan'in Insiyatifi Ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu “Sürdürülebilir Kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek için tüm ulaşım yollarının güçlendirilmesi” kararını kabul etti.  

20 Aralık 2017 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 72. toplantısının 74. oturumunda, Türkmenistan'ın sunduğu "Sürdürülebilir Kalkınma hedeflerini gerçekleştirmek için tüm ulaşım yollarının güçlendirilmesi" kararı oybirliği ile kabul edildi. Kararın tarafları, 74 devletten oluşuyordu.
Karar ayrıca, bireylerin ve toplulukların iş, okul ve sağlık hizmetlerine erişebilirliğin sağlanması açısından istihdam yaratmada, mobilizasyonu teşvik ederek ve lojistik zincirlerinin etkinliğini artırarak; kırsal ve kentsel alanlara mallar ve hizmetler sunarak; kimsenin ihmal edilmediği, herkesin eşit fırsattan yararlandığı sürdürülebilir ulaşım ve erişebilirliğin rolündeki taahhüdünü tekrarladı.
Buna ek olarak, karar, ulaştırma altyapısının daha iyi planlanması ve mobilizasyonun artırılması, ulaşım bağlantılarının güçlendirilmesi ve ticaret ve yatırımın kolaylaştırılması da dahil olmak üzere bölgesel ve bölgelerarası ekonomik entegrasyon ve işbirliğini teşvik etme çabalarını teyit etmektedir. Kararda ayrıca, ilgili uluslararası standartlar ve kuralların ve teknik standartların uyumlaştırılması amacıyla yapılan faaliyetler yoluyla ulaşım koridorlarının ve altyapının planlanmasında ve geliştirilmesinde işbirliğini en üst düzeye çıkarmak için Devletlere öneriler yer aldı.
Kararın kabul edilmesi, Eylül 2011'de BM Genel Kurulunun 66. toplantısında BM Özel Bölgeler Arası Ulaştırma Geliştirme Programı'nın faaliyetlerinin ulaştırma ve kalkınma alanındaki koordinasyonunda Türkmenistan'ın inisiyatifinin uygulanmasında bir sonraki önemli adım oldu.
yilmazparlar@yahoo.com

9 Aralık 2017 Cumartesi

Romanya Milli Günü -5 Aralık 2017-Yılmaz parlar

Romanya Milli Günü 

Romanya Milli Gününde, İstanbul Baş konsolosluğu, 5 Aralık 2017 Salı akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda Resepsiyon verdi. Resepsiyon sonrası, Romanya Gençlik Orkesterası davetlilerie mükemmel klasik müzik konseri verdi.

İstanbul Baş konsolosluğu, Dimitrie Cantemir Romen Kültür Merkezi, “Romanya Gençliği - Ulusal Sanat Merkezi” ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi işbirliği içinde görkemli bir şekilde Milli Gününü kutladı.
Konser öncesi iki ülke Milli marşları çalındı. Romanya İstanbul Başkonsolosu- Adriana Ciamba Milli gün hakkında kısa bir konuşma yaptı. Dimitrie Cantemir Romen Kültür Merkezi Müdürü Nadia Tunsu Romanya Gençlik Orkesterası ile ilgili bilgileri verdi. Konuşmalar Şeila Suliman tarafından tercüme edildi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin himayesi altında bulunan Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Romanya Milli Günü’nü kutlamaları için düzenlenen konserlere üçüncü yıl ev sahipliği yaptı.  

Romanya’nın ünlü orkestra şefi, Cristian Mandeal’in müzik önderliğinde ve genç solist kemancı İoana Goicea’nın katılımları ile, Romanya Gençlik Orkesterası sahne aldı.
Konser programında, Romen eserlerinin yanı sıra evrensel kompozisyonların eserleride yer aldı.
Program eserleri; Gioacchino Rossini - Sevil Berberi Uvertürü; Ciprian Porumbescu - Keman ve Orkestra için kompozisyonu; Antonín Dvoøák - Slav Dansı, Op. 46, no. 8; George Enescu - Romen Rapsodisi, Op. 11, no. 2, Re Major; Johannes Brahms - Macar Dansı,  no. 5; Camille Saint-Saëns - Introduction ve Rondo Capriccioso, Op. 28; Aram Khachaturian - Spartacus Balesi’nden Adagio; Sabin Pautza - Rus Medley/ Karışık; Johann Strauss - İmparator Valsı.

Romanya Gençlik Orkesterası hakkında, Konsolos yetkililerince verilen bilgilere göre;
Romanya bestecisi Enescu’nun ruhunu ve Avrupa geleneğini taşıyan - Romanya Gençlik Orkestrası, “Müzik dünyasının dostları - Serafim Antropov” derneği ve Lanto İletişim'in desteğiyle kemancı Marin Cazacu ve orkestra şefi Cristian Mandeal'in girişimiyle 2008 yılında kurulmuştur. 
Topluluk, kısa sürede ulusal ve uluslararası sahnelerde ünlenmiş ve referans konusu olmuş ülke çapında değerli genç sanatçıları bir araya getirmiştir.
Romanya’daki Athenaeum (Ateneul român), Romen Radyosu ve Bükreş’teki Saray Salonu (Sala Palatuluı) sahnelerinde başarılı konserlerden sonra, 2011 George Enescu Uluslararası Klasik Müzik Festivali'ne katılımlarıyla ve birinci kez düzenlenen "Sergiu Celibidache" Uluslararası Müzik Festivali'nin resmi açılışındaki müzik performansları ile dikkat çekmeye başarmıştır.

Ardından Paris, Strazburg, Roma, Berlin'de önemli uluslararası konserlere imza attılar. Ayrıca, olağanüstü sanatsal özelliklerinin tanınması olarak, Romanya Gençlik Orkestrası 2011 yılında Avrupa Ulusal Gençlik Orkestraları Federasyonu - EFNYO'ya üyesi oldu.
2014 yılından bu yana „Romanya Gençliği” Ulusal Sanat Merkezi, orkestrayı kuran Marin Cazacu tarafından kurumun devralınması ile birlikte Romanya Gençlik Orkestrası'nın aktivitesini yönetir hale geldi.
Romanya Gençlik Orkestrası, keman, viyolonsel, kontrbas, klarnet, trompet, viyola, fagot, trombon, tuba, saksofon, arp, piyano, perküsyon gibi 100'den fazla enstrüman çalan sanatçılardan oluşmaktadır.
Türk bestecisi Cemal Reşit Rey'in adını taşıyan, özellikle klasik müzik için tasarlanan,
Mart 1989 yılnda açılan Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük Konser salonlarından biri olan, 900 kişi civarında kapasitesi ile ve olağanüstü akustiği ile Cemal Reşit Rey Konser Salonu, bir çok konsere, bale ve dans gösterisine ev sahipliği yapmaktadır.

yilmazparlar@yahoo.com

8 Aralık 2017 Cuma

Dünya Tarafsızlık Günü “Türkmenistan”-Yılmaz Parlar

Dünya Tarafsızlık Günü “Türkmenistan”
Türkmenistan’ın daimi tarafsızlığının 22. yıl dönümü ve Birleşimiş Milletlerin 12 aralık “Dünya Tarafsızlık günü” ilan etmesinden sonra ilk kutlama kapsamında 6 aralık 2017 Çarşamba günü, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Kültür A.Ş.ev sahipliğinde Topkapı Kültür Parkında etkinlik düzenledi.

Topkapı Kültür Parkı, Türk Dünyası Kültür Mahallesi’nde “12 Aralık- Dünya Tarafsızlık Günü olarak ilan edilmesi” başlıklı panel gerçekleşti. 
Türkmenistan İstanbul Başkonsolosu Myratgeldi Seyitmammedov ve İBB Kültür A.Ş. Genel Müdürü Rıdvan Duran’a vekaleten Türk Dünyası Kültür Mahallesi Müdürü Salih Doğan günün mana ve ehemiyeti hakkında birer konuşma yaptılar.
Türkmenistan İstanbul Başkonsolosu Myratgeldi Seyitmammedov “Tarafsızlık ilkesi bağımsızlığının ilk günlerinden itibaren Türkmenistan’ın dış politika temellerini oluşturmaktadır. Temmuz 1992’de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konseyi (şimdiki AGİT) Helsinki Zirvesi’nde Türkmenistan ilk defa pozitif tarafsızlığı dış politika yolunun temel içeriği olarak ilan etmiştir. Türkmenistan’ın bu girişimleri gerek BM’de, gerekse diğer uluslararası teşkilatlar ve devletler tarafından incelenmiştir. Mart 1995’te düzenlenen Ekonomik İşbirliği Teşkilatı İslamabat Zirvesi’nde ve Ekim 1995’te Bağlantısızlar Hareketi Kartagena (Kolombiya) Zirvesi’nde Türkmenistan’ın tarafsız dış politika yolu tam desteğe sahip olmuştur. 12 Aralık 1995’te ise Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Kurulu tüm 185 üye ülkenin oybirliğiyle “Türkmenistan’ın Daimi Tarafsızlığı” Kararnamesini kabul etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti dâhil onlarca ülke BM Genel Kurulu’nun ilgili Kararnamesinin ortak sunucuları olmuştur.” dedi

Seyitmammedov Kararnamede Türkmenistan’ın bölge ülkeleri ve tüm dünya devletleri ile barışçıl, dostane ve karşılıklı yararlı ilişkilerin geliştirilmesinde aktif ve pozitif rol üstlenme çabaları BM Genel Kurulu’nca desteklenmekte, ayrıca, Türkmenistan’ın daimi tarafsızlık statüsünün bölgede barış ve güvenliğin pekiştirilmesine yardım edeceği belirtildiğini söyleyerek; Kararname uluslararası ilişkiler tarihinde tarafsızlık ilkesine ait ilk resmi belge olduğunu, Türkmenistan’a tarafsızlık statüsü tanındığını, Türkmen devletinin barışsever politikasının dünya camiası tarafından desteklendiğinin ve geniş kabul gördüğünün bir göstergesi olduğunu, Türkmenistan’ın tarafsızlığı devletin kendi seçiminin ve gönüllü iradesinin bir sonucu olduğunu ifade etdi.

Seyitmammedov “BM tarafından Aralık 2007 yılında Aşkabat’ta Merkez Asya için BM Önleyici Diplomasi Bölge Merkezi’nin açılmasına dair kararın alınması uluslararası camia tarafından Türkmenistan’a duyulan güvenin bir göstergesi dir. 2017 yılının Aralık ayında sözü edilen Bölge Merkezi’nin kuruluşunun 10. Yıldönümü kutlanacaktır. 12 Aralık 1995 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından Türkmenistan’a pozitif tarafsızlık statüsü verilmiştir. Türkmenistan dünyada tarafsızlık statüsü Milletler Topluluğu’nca resmen tanınmış ilk ülkedir. Her senenin 12 Aralık tarihi Türkmenistan’da milli bayram Tarafsızlık Günü olarak kutlanmaktadır.” Açıklamalarında bulundu. 

Konsolos, 2015 yılında Türkmenistan’ın Tarafsızlığı’nın 20. Yıldönümünün kutlanması münasebetiyle BM Genel Kurulu 3 Haziran 2015 tarihinde “Türkmenistan’ın Daimi Tarafsızlığı” adıyla ikinci bir Kararnameyi kabul ederek, Türkmenistan’ın bu uluslararası-hukuk statüsünü bir kez daha pekiştirdiğininde altını çizdi.
 
Konsolos Seyitmammedov “Türkmenistan, 12 Aralık tarihinin tüm dünya camiası tarafından tarafsızlık günü olarak kutlanmasını sağlamak amacıyla girişimlerini sürdürtmüştür. Bu gayeden hareketle, Türkmenistan Devlet Başkanı’nın teklif etmesi sonucunda, 2 Şubat 2017 tarihinde BM Genel Kurulu “Uluslararası Tarafsızlık Günü” hakkında Kararname kabul etmiştir. Bu Kararname ile Uluslararası Tarafsızlık Günü dünya tarihinde ilk kez BM tarafından kabul edilen uluslararası gün olarak her senenin 12 Aralık günü kutlanacaktır. 

Bu anlamlı gün nedeniyle, ayrıca BM Merkez Asya Önleyici Diploması Bölge Merkezi’nin 10. Kuruluş yıldönümü münasebetiyle Türkmenistan’da ulusal ve uluslararası bayram etkinlikleri düzenlenecektir.” Şeklinde konu hakında bilgileri paylaştı. 
Davetliler, Türk Dünyası Kültür Mahallesi’nde Türki Cumhuriyetlerine ait çadır ve evler gezdirildi. Tüm Kültürler hakkında bilgi sunan adeta müze niteliğindeki mahalle turizmin ilgi odağı olacağı göze çarpan yerlerden biri. 
Kültürün parçası olan yeme-içme olarak davetlilere Türkmen çadırda Türkmen pilavı ikram edildi.  

yilmazparlar@yahoo.com


4 Aralık 2017 Pazartesi

8. Boğaziçi Zirvesinde önemli mesajlar-Yılmaz Parlar


8. Boğaziçi Zirvesinde önemli mesajlar

27-30 Kasım 2017 tarihleri arasında, Boshorus Four Seasons Hotel, 8. Boğaziçi Zirvesinde gerçekleşen  'Avrupa'nın Ortak Geleceğine Yatırım; Yapıcı Vizyon ve Somut Eylem Zamanı' başlıklı oturumda  Egemen Bağış’ın ile Özel konuşmacı, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın, konuşmalarında önemli mesajlar vardı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın “Suriye'de, Irak'ta, Lübnan'da ve başka yerlerde yaşanan vekalet savaşlarına karşı hepimizin büyük bir dikkat içerisinde olması gerekiyor.”

Eski AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış "Bütün zorluklara rağmen ne AB'nin ne Türkiye'nin bu süreçten vazgeçmek gibi bir lüksleri yok" 
8. Boğaziçi Zirvesinde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü ve Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Kalın yaptığı özel konuşmasında,  “Amerikalıların önünde bundan sonrasıyla ilgili bir başka problem var. O da nedir? Madem DEAŞ ortadan kaldırıldı, bugüne kadar bize YPG'ye, PYD'ye verdikleri desteğin gerekçesi olarak DEAŞ ile mücadeleyi gösteriyorlardı. Şimdi bu tehdit ortadan kalktığına göre artık PYD, YPG ile ilişkilerini sonlandırmanın zamanı gelmiş demektir.”dedi
24 Kasım günü iki ülke Başkanların telefon görüşmesiyle verilen söze rağmen Pentagon PYD ve YPG'nin olduğu Suriye Demokratik güçlerine destek vermeye devam edeceklerini açıkladı.diyerek ikilemli bir sisteme atıf yaptı.
 
PYD ve YPG'ye verilen her silahın, her mermisi PKK üzerinden Türkiye'ye yöneltilmiş bir tehdit olduğunu, PYD ve YPG'ye verilen her desteğin  PKK'nın ömrünü uzatmak anlamına geldiğini vurguladı.
İbrahim Kalın, “Silahlı kuvvetlerimiz İdlib bölgesinde 12 noktanın sorumluluğunu üstlenmiş durumdalar. Şu ana kadar üç noktaya askeri mevcudiyetimiz iletilmiş durumda. Mesele ne DEAŞ, ne Rakka'yı kim alacak, ne PYD meselesi. Şu anda maalesef Suriye sahası üzerinden yeni bir bölgesel ve küresel oyun kurulmak isteniyor.”açıklamalarında bulundu.
Kalın, sonuş olarak “Suriye'de, Irak'ta, Lübnan'da ve başka yerlerde yaşanan vekalet savaşlarına karşı hepimizin büyük bir dikkat içerisinde olması gerekiyor. Maalesef bu vekalet savaşlarını sürdürmek, sürekli hale getirmek için zaman zaman etnik gerginliklerin, zaman zaman mezhebi gerginliklerin kaşındığını, tırmandırıldığını da görüyoruz. Buna karşı hepimizin de büyük bir teyakkuz hali içerisinde, büyük bir farkındalık bilinci içerisinde olması gerekiyor" dedi.
Prof. Dr. Gül Günver Turan'ın moderatörlüğünü yaptığı oturuma Romanya Dışişleri Bakan Yardımcısı George Ciamba, İngiltere'nin eski Türkiye Büyükelçisi ve Ankara İngiliz Esntitüsü Başkanı Sir David Logan, Avrupa Akımı Başkanı Pier Virgilio Dastoli, Stockholm Üniversitesi Türk Çalışmaları Enstitüsü Direktörü Paul Levin, İktisadi Kalkınma Vakfı Genel Sekreteri Doç. Dr. Çiğdem Nas konuşmacı olarak katıldı.

Oturumda başta AB mülteci krizi ve güvenlik sorunları olmak üzere gündemde yer tutan konuları konuşarak, çözüm önerilerinde bulundular. Oturumun açılış konuşmasını İşbirliği Platformu Global Danışma Kurulu Eş Başkanı, Eski AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış yaptı.

Egemen Bağış, AB'ye vizesiz seyahat hakkında; "Bu ülkedeki halk, vize rejiminden dolayı kendilerine hakaret edildiğini düşünüyor. Bizler, Avrupa çapında serbest bir şekilde seyahat etmek istiyoruz. Kanaatimizce bu bizim hak ettiğimiz bir hak. Çünkü 1996'dan beri Gümrük Birliği'ndeyiz. Ürünlerimiz serbest olarak dolaşabiliyor. Vatandaşlarımızın dolaşamaması son derece mantık dışıdır.” 

"Bütün zorluklara rağmen ne AB'nin ne Türkiye'nin bu süreçten vazgeçmek gibi bir lüksleri yok" diyen Bağış, "AB süreci Türkiye ve Avrupa için de iyi bir süreç. Ama şu anda birbirimizi eleştirmek bugün biraz daha havalı görünüyor. Kamuoyuna yansıyor. Ama ben yine iyimserliğimi muhafaza ediyorum.
 
Stockholm Üniversitesi Türk Çalışma Enstitüsü Direktörü Dr. Paul T. Levin AB'nin kuruluş esasına ve mülteci sorunu için  "Bugün Avrupa Birliği'nin birçok açıdan zorlandığını görüyoruz. Popülist ve milliyetçi gruplar, mülteci krizi, Katalan krizi ve Brexit. Mülteci krizine baktığımızda Avrupa Birliği üyeleri arasında sorumluluk paylaşımında da dayanışma eksikliği var. Herkesin dahil olduğu fakat işbirliğinin eksikliğini gördüğümüz bir Avrupa Birliği var. Başlangıca dönersek Avrupa Birliği savaşlara tepki ve terörist hareketleri karşı olarak kurulmuş bir " barış projesi"dir. Ve çok basit bir ilkeye dayanır." dedi
Sorunlar ortak olarak görülüp sorumluluklar paylaşıldığında muvaffak olunabileceğini sözlerine ekledi.

İngiltere'nin Ankara Büyükelçisi Ankara İngiliz Enstitüsü Başkanı Sir Logan Brexit ve sonrasında İngiltere ve Türkiye arasındaki ilişkilere değindi dfeğerlendirirken küreselleşen dünyada geride kaldığını hisseden ve kontrolü kaybettiğini düşünen insanların bir protestosu olarak temel amacın AB ile yeni ve tercihe dayalı bir ticaret ilişki sağlamak olduğunu söyledi.
Logan “Bununla birlikte Türkiye ve İngiltere çok daha ortak bir noktada buluşabileceği bir ikili ticaret ilişkisi geliştirebilir ve hatta AB ilişkilerine yaklaşımlarında ortak bir karar konusunda birlikte çalışabilir.” Açıklamalarında bulundu.

yilmazparlar@yahoo.com


 

19 Kasım 2017 Pazar

Türkmenistan’ın 26. Bağımsızlık günü.-Yılmaz Parlar


Türkmen-Türk ilişkileri yüksek boyutlara erişmiştir.

Türkmenistan İstanbul Başkonsolos Myratgeldi Seyitmammedov Türkmenistan’ın 26. Bağımsızlık günü kapsamında 16 Kasım 2017 Perşembe gecesi Hilton Boshorus Hotelde verdiği resepsiyon konuşmasında “Türkmen-Türk ilişkileri yüksek boyutlara erişmiştir”dedi

Myratgeldi Seyitmammedov 26. Bağımsızlık günü kapsamındaki resepsiyondaki konuşmasının büyük bir kısmını Türkiye-Türkmenistan ilişkileri oluşturdu.
Seyitmammedov “Bağımsızlık dönemlerinde Türkmen-Türk ilişkileri yüksek boyutlara erişmiştir. Türkmenistan’ın Bağımsızlığını ilk tanıyan ülke Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Bugün ikili ilişkilerimiz kalite bakımından yeni bir seviyeye çıkmıştır. İki ülke devlet başkanları arasında düzenlenen üst düzey görüşmeler ve istişareler bunun açık göstergesidir.”şeklinde iki ülkenin ilişkilerinin yüksek düzeyde olduğunun altını çizdi.

Gerçekleşen resepsiyona; Amerika İstanbul Baş Konsolosluk Politika Ekonomi Şef Yrd. Robert Kris, Beyoğlu Belediyesi, Dış İlşişkiler Koordinatörü Melis Kaplangı, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Türkiye-Türkmenistan İş Konseyi Başkanı Halil Avcı, Türkiye Belarus İş Konseyi Başkanı Sefa Gömdeniz, İstanbul Büyükşehir Belediye Metro İstanbul Danışmanı Mustafa Yüce, TABA’dan  Hayrettin Turan, Türkiye Türkmenistan Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı İsmail Necdet Aygün olmak üzere çeşitli Konsolos temsilcileri, iş sanat dünyası önemli isimleri, Türkiye’de bulunan Türkmenistan vatandaşları, öğrenciler, Akademideki subaylar gibi geniş elit bir katılım oldu.

Başkonsolos Myratgeldi Seyitmammedov, Bağımsız yıllarında, Türkmenistan’da toplumsal yaşamın tüm alanlarında büyük gelişmeler kaydedildiğini, Ülkenin sosyo ekonomik kalkınmasına yönelik Devlet Başkanı programları gereğince ulusal ekonominin hızla gelişmekde olduğunu, düzenli biçimde uyguladığı makroekonomik politika gayri safi yurtiçi hâsıla hacmini büyük bir hızla artırma imkânı sağladığını, ülkenin uzun vadede gelişimine yönelik stratejik programların uygulanması sonucunda elde edildiğini söyledi.

Seyitmammedov “Bu geniş kapsamlı ulusal programların hayata geçirilmesi sonucunda ülkenin tüm bölgelerinde modern sosyo-ekonomik ulaştırma-haberleşme ve mühendislik-teknik altyapı oluşturulmaktadır.

Eylül ayında 60’tan fazla ülkenin sporcularının katılımı Aşkabat’ta 5. Asya kapalı alan  ve dövüş sanatları oyunlarının başarıyla düzenlenmesi ülkemizin her alanda hızla gelişmekde olduğunu kanıtlayan büyük bir etkinlik özelliğine sahiptir.”  dedi

Türkmenistan’ın daimi tarafsız uluslararası-hukuk statüsüne sahip bir ülke olduğunu, BM Genel Kurulu’nun 12 Aralık 1995 ve 3 Haziran 2015 tarihli özel kararları ile tespit edildiğini, BM’nin enerji güvenliği, çevre sorunları, ulaştırma altyapısının, eğitim ve kültürün geliştirilmesi, küresel güvenliğin pekiştirilmesi, insan hak ve özgürlüklerinin temini, dünyada barış ve sürdürülebilir gelişimin sağlanması gibi büyük önem arz eden inisiyatif ve çözümlerine aktif destek vererek, sözü edilen kuruluşlarda etkili çalışmalar yapmakta olduğu aktararak bir örnek gösterdi. “14-15 kasım 2017 
7.nci. Afganistan Bölgesel Ekonomik işbirliği Konferansının Afganistan’da kalıcı barış ve istikrarın sağlanması için Türkmenistanîn başkenti Aşkabat’ta düzenlenmesi ve kasım ayında Türkmenistan’ın dönem başkanlığında düzenlenecek Dünyada enerji güvenliğini sağlamak ve enerji kaynaklarının güvenli transit yollarda dünya piyasalarına ulaştırılmasına yönelik 28. Enerji Şartı Kponferansı gösterilebilir.”

Seyitmammedov Türkmenistan’ın komşu ülkeler ve diğer devletler ile iyi komşuluk, dostane ve karşılıklı yarara dayalı ilişkileri pekiştirmeye yönelik stratejisini sürekli biçimde uygulamakta olduğunuda sözlerine ek getirdi.

Konsolos yine Türkiye ağırlıklı sözlerine şu şekilde devam etdi. “Türkmenistan ve Türkiye uzun vadeli güvenilir ticari-ekonomik ortaklardır. Ülkelerimiz aralarındaki ticari-ekonomik işbirliğin dahada geliştirilmesine büyük önem veriyorlar. Türkiye Türkmenistan’ın dış ticaret ortakları arasında ilk sıralardan birini teşkil etmektedir. Bugün Türk şirketlerince Türkmenistan’da inşaat, enerji, tekstil, ulaştırma, tarım, gıda üretimi ve diğer alanlarda geniş kapsamlı projeler uygulanmaktadır.
Ticari-ekonomik işbirliğinin gelişmesinde Hükümetlerarası karma ekonomik komisyona büyük görev düşmektedir.taraflar Komisyon toplantılarında ikili işbirliğinin mevcut durumunu istişare etme ve yeni işbirliği alanlarını ortaya çıkarma imkanı buluyorlar.”

Seyitmammedov “Ayrıca, Türkmen-Türk işbirliğinin öncelikli yönlerinden biri olan kültürel-insani alanda da ikili ilişkilerimiz mükemmel seviyede devam ediyor. Devlet Başkanlarımızın ferasetinden kaynaklanan “İrfan Kaynağı” ile “Barış Müziği,  Dostluk Kardeşlik Müziği” adlı eserlerinin bu yıl içerisinde Türkçeye çevrilmesi ise bunun en iyi göstergesidir. Söz konusu alanda işbirliği diğer yönlerdeki münasebetlerin daha da gelişmesi için temel teşkil etmektedir.”dedi.
Resepsiyona katılanlara teşekkür etdi. 
Resepsiyon, Türkmenistan’ın kültürünü gösteren etkinlikleri ile devam etdi.

yilmazparlar@yahoo.com