4 Nisan 2016 Pazartesi

KÜLTÜREL MİRAS CAN BULDU-YILMAZ PARLAR


KÜLTÜREL MİRAS CAN BULDU


Başkanlğını Av. Murat Hazinedar'ın yaptığı Beşiktaş Belediyesinin bünyesinde bulunan Koruma Uygulama Denetleme Bürosu (KUDEP) Uzmanı Mimar Ayşe Ünlü’nün üstlendiği proje kapsamında kültürel mirasa sahip çıkarak bakımsız durumdaki tarihi çeşmeleri suyla buluşturması, sosyal sorumluluğu, Beşiktaş Belediyesinin ilçe genelindeki tüm çeşmeleri kurtarmak için Vakıflar’la protokol imzalaması, Vakıf-Kültürel  Miras- Su üçlüsünü kaleme almama zorladı.


Dünya kültürel miras anlaşmalarına göz atalım;

-Lahey konvansiyonu – silahlı çatışma halinde kültürel varlıkların korunmasına ilişkin sözleşme
-Dünya kültürel ve doğal mirasının korunmasına dair sözleşme
-Avrupa kültür konvansiyonu
-Avrupa mimari mirasının korunmasına ilişkin sözleşme
-Arkeolojik mirasın korunmasına ilişkin avrupa sözleşmesi
-Akdeniz’de özel koruma alanlarına ilişkin protokol
-Somut olmayan kültür mirasının korunmasına ilişkin sözleşme
-Anıtların korunması ve restorasyonu için uluslararası tüzük-venedik tüzüğü
-Arkeolojik mirasın korunması ve yönetimi tüzüğü
-Nara özgünlük belgesi
-Kültür varlıklarının kanunsuz ithal, ihraç ve mülkiyet transferinin önlenmesi ve yasaklanması için alınacak tedbirlere ilişkin sözleşme
-Uluslararası çalınmış ve kanunsuz şekilde ihraç edilmiş kültürel varlıkların geri verilmesi UNIDROIT sözleşmesi
-Sualtı kültür mirasının korunmasına ilişkin sözleşme
-Toplum için kültür mirasının değeri çerçeve sözleşmesi
-Kültürel ifade çeşitliliğinin korunması ve geliştirilmesine ilişkin sözleşme

 “Dünya miras değerleri sosyal ve ekonomik gelişmeye ve toplumlarımızın hayat kalitesinin yükseltilmesine katkıda bulunmalı ve miras değerlerinin belirlenmesinden, korunmasına ve yönetilmesine kadar tüm süreçlerde yerel toplulukların aktif olarak yer almaları sağlanmalıdır” Budapeşte Deklerasyonu 2002

1972 yılında Paris’te yapılan UNESCO 16. Genel Konferansı, “bütün insanlığın ortak mirası olarak kabul edilen evrensel değerlere sahip kültürel ve doğal sitleri dünyaya tanıtmak, toplumda söz konusu evrensel mirasa sahip çıkacak bilinci oluşturmak ve çeşitli sebeplerle bozulan, yok olan kültürel ve doğal değerleirn yaşatılamsı için gerekli işbirliğini sağlamak amacıyla” toplanmıştır (Madran-Tağmat 2007, vd 46). Bu toplantı sonucunda konu uluslararası bir sözleşme haline getirilmesi kararlaştırılmıştır. Ülkemiz bu sözleşmeyi 1982 yılında imzalamıştır.
Sözleşmeye taraf olan devletler, ülkelerinde bulunan kültürel ve doğal mirasın saptanması, korunması, sergilenmesi ve gelecek kuşaklara iletilmesinin sağlanması görevini üstlenmiştir.  Bunun için ülkeler kendi imkanlarını sonuna kadar kullanacak ve yetersiz kalındığı durumlarda her türlü uluslararası yardım ve işbirliğini sağlayacaktır.
Dünya kültürel ve doğal mirasının korunmasına dair sözleşme
Devletler, doğal ve kültürel mirasın korunması için, kültürel ve doğal mirasa toplumsal amaçlı bir işlev vermek ve bu mirasın korunmasını gerçekçi planlamalarla gerçekleştirmek; bilimsel, teknik ve araştırmalar gerçekleştirmek,; kültürel mirasın belirlenmesi, korunması, sergilenmesi ve yenilenmesi için gerekli yasal, bilimsel, parasal önlemleri almak; bu konularda ulusal veya bölgesel merkezler kurmak çabalarını gösterecektir
Avrupa Kültür Konvansiyonu
Avrupa’da yaşayan toplulukların eğitim, kültür ve bilim alanlarında gelişmesi, işbirliği ve ortak kültür mirasını geliştirmek amacıyla kabul edilmiş bir sözleşmedir. 1954 yılında Strasbourg’da imzalanmıştır ve ülkemiz 1957 yılında bu sözleşmeyi kabul etmiştir. Buna göre taraf ülkeler, Avrupa ölçeğinde kültürel paylaşımlar için ortak programlar geliştirmeli, uzman değişimi gerçekleştirilmelidir. Ayrıca her ülke kendi kültür mirasını Avrupa kültürünün bir parçası olarak görmeli ve bunu korumak için gerekli önlemleri almalıdır.
Dahada ilave edeceğimiz pek çok anlaşmaya ülkemiz imza atmıştır.
Gelelim vakıflarla Beşiktaş Belediyesinin Vakıflarla  anlaşmasına;  Osman Bey döneminden beri varlığını gösteren vakıf sistemi ile Osmanlı Devletinin iktisadi, sosyal, siyasi kültür hayatını tam  anlamak mümkündür. Vakıf müessesesinin Osmanlı toplum hayatında; iskan, istikrar, şehircilik, eğitim, kültür, sosyal hizmet ve ekonomik açılardan derin izleri bulunmaktadır. Vakıf sisteminden yararlanılarak ülke zenginliklerinin paylaşılması, adil devlet yönetiminin tesisi ve erdemli şehirlerin kurulması konularında, başarı sağlanmıştır.
Serveti sürekli sosyal hizmete dönüştüren, serveti toplum yararına kamulaştıran, Bu tesisler sayesinde sosyal yardımlaşma, sevgi ve saygıya dayalı bir toplum hayatı inşa edilmekteydi.

İktisadı hayatında ehemmiyetli bir rol oynayan dini-içtimai bir müessesenin adı olan Vakıflar tarafından gerçekleştirilen, sebiller, çeşmeler, hamamlar, hanlar,  mektepler, medreseler, darüşşifalar ve bu yapılar bütünlüğü sayesinde çevrenin fiziki ve sosyal alt yapısı tamamlanmış yaşanabilir ortamların hazırlanmasından sonra, yerleşik bir düzen kurmaları sağlanmıştır. Yol, su, köprü, kaldırım, çeşme ve sebil gibi bayındırlık ve kültürel müesseseler, tarih boyunca hep vakıflar tarafından kurulmuşlar ve idare edilmişlerdir.


Osmanlı döneminde kurulan vakıfların sayısı 35.000’in üzerindedir. Değişik dönemlerde vakıflar üzerinde yapılan araştırmalar, Türk iktisadi hayatının ortalama % 16’sına vakıfların hakim olduğunu göstermektedir.


Vakıf sektörü, meydana getirdiği sistem ve gösterdiği ekonomik faaliyetler itibariyle, gelir sağlayan ve elde ettiği bu gelirlerle toplum ve devlet yararına, çok çeşitli konularda hizmet üreten, kendi kendine yeterli bir yapıya sahiptir.


Su konusuna gelince; İki hidrojen ve bir oksijen basit bir bileşik.. Ancak bu kadar basit değil..

Su İstanbulun varlığı ve özü kadar hayatın özü. İstanbul sudan güç aldı, Suyun sayesinde Istanbul başka medeniyetlerden beslendi, ve bunlarada kendi marifetlerini ve güzelliklerini verdi.

Araştırıldığında insan kimliğinin karışık dünyasını ve geçmişle iletişim kurmanın ilkel içgüdüsüyle deneyimlerin zor alanlarına girmeye çalışıldığında ne kadar zahmetli yollardan suya kavuşmanın görüntüsü çıkar.


Tarih boyunca topluluklar ve devletler arasında savaşlara sebep olan medeniyetlerin kurulmasına ve yıkılmasında temel faktör teşkil eden olmaması tabii dengeyi bozarak diğerlerininde sonunun gelmesine tesir edebilen suyun, sağlıklı yaşam için güvenli su kaynaklarının çeşmelerin  muhafazası, sürdürülebilir ve güvenli yapıya kavuşturulması konularında hepimize büyük sorumluluklar düşüyor.

İstanbul tarihin geride bıraktığımız yıllarından sonra yerleşim şehirleşme bilimsel yapılaşma yerine çarpık inşa edilmesi kültürel varlıkların arada sıkışması şehirleşme anlayışına yeniden yapılanmada fırsat olacak kentsel dönüşümün estetikden uzak rantsal dönüşüm olarak uygulama sonucunda İstanbul’un tarihi varlıklarını dahada içine gömdü.
Düzensiz yapılaşma su ekosistemleri için de önemli bir kayıbı beraberinde getiriyor.
Bunlardan yola çıkarak Beşiktaş Belediyesinin bu projesesi bireysel ve toplumsal olarak sosyal sorumluluklara çağrı niteliğinide taşıyor.


 yilmazparlar@yahoo.com

28 Kasım 2015 Cumartesi

Bayırbucak Türkmenlerini Yalnız Bırakmayacağız-Yılmaz Parlar

Bayırbucak Türkmenlerini Yalnız Bırakmayacağız

Bir grup işadamı ve aydını biraraya geldiği geleneksel olarak düzenlenen Katmerli Sohbetler Buluşması’nın bu ayki konuğunu Türk Kızılayı Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar oldu.

İş adamları ve ekonominin duayen gazetecilerinden oluşan Katmerli Sohbetler Grubu’na Kızılay’ın çalışmalarını anlatan Genel Başkan Ahmet Lütfi Akar Bayırbucak Türkmen bölgesine saldırıları nedeniyle Rusya’ya büyük tepki gösterdi.
Türk halkının ve Türk Kızılayı’nın Suriye’deki krizin ilk gününden bu yana Suriye’de din, dil, ırk ayrımı yapmadan her kesime insani yardım yaptığını belirten Akar, Bayırbucak Türkmenlerinin durumunu ise Türkiye ve kendisi için daha özel olduğunu belirtti.
Bayırbucak Türkmenlerinin yaşadığı iki hususun altını çizmek istediğini belirten Akar, “Birincisi Bayırbucak Türkmenlerin yaşadığı bölgede bir tek DAEŞ mensubu yok, orası temiz bir bölge. Orada sizin benim gibi Türkmenler yaşıyor. İstanbul lehçesiyle konuşuyor. Geleneklerine sahip çıkıyorlar. İkincisi haksız ve orantısız bir şekilde bombardımana tabi tutuluyorlar. Rusya’ya ve Esat güçlerine bu saldırıları bitirmeleri çağrısında bulunuyorum. Osmanlının hac yolunun güvenliği için yerleştirdiği bu kardeşlerimiz Lozan’dan sonra acımasız bir rejim altında garip ve korumasız kalmışlardır” diye konuştu.
 Türkiye’de iki buçuk milyona yakın Suriyeli misafir bulunduğunu hatırlatan Akar, “Türkmen kardeşlerimiz yurtlarını terk etmiyorlar. Terk etseler Türkiye onlara da her türlü hizmeti verecek güçtedir. Ama o topraklar terkedilmemelidir. Onlara orada ancak Türkiye sahip çıkabilir. Bu güne kadar sınırın sıfır noktasından Suriye’ye 12 noktadan geçirdiğimiz insani yardımlarımızın değeri bir buçuk milyar liraya yaklaştı. Bu güne kadar Türkmenler başta olmak üzere herkese yardım ettik ama şimdi Türkmenlerin daha fazla yardıma ihtiyacı var. İş adamlarımızı, hayırseverlerimizi Türkmen kardeşlerimize destek olmaya çağırıyorum” ifadelerini kullandı.
Kızılay’ın çadırla anılan bir kurum olmaktan çıktığını belirten Genel Başkan Akar, kan hizmetlerinde gelinen aşama hakkında da bilgi verdi. Akar, Türkiye’de kan kullanan hastanelerin ihtiyacının yüzde 95’nin Kızılay tarafından karşılandığını açıkladı. Akar, konuşmasında Kızılay’ın gelirlerinden de bahsederken maden suyu işletmelerine özel bir yer ayırdı. Genel Başkan Vekili Kemal Akar liderliğinde Kızılay Maden Suyu İşletmelerinin atılım dönemi yaşadığını belirtirken “1926’da Atatürk’ün imtiyaz hakkını vermesiyle Afyonkarahisar’da başladığımız madensuyu çalışmalarımız Erzincan’da açtığımız yeni fabrikamızla devam ediyor. Maden suyundan önemli bir gelir elde ediyoruz ve bu gelirin tamamı iyilik için kullanılıyor” dedi. 
 Toplantı sonunda katılımcılar hatıra fotoğrafı çektirirken Türk Kızılayı Avrasya Şubesi Başkanı Sadettin Çay’ın Faruk Güllüoğlu için hazırlattığı plaketi Genel Başkan Akar, oğlu Enis Güllüoğlu’na takdim etti. Akar, başarılı organizasyon için EGD Başkanı Celal Toprak ve tüm katılımcılara teşekkür etti. 
yilmazparlar@yahoo.com


25 Ekim 2015 Pazar

Gıda Tarım ve Hayvancılık Eski Bakanı TÜRKİYE İSTİKRARLA KALKINIR-Yılmaz Parlar.

TÜRKİYE İSTİKRARLA KALKINIR.


Gıda Tarım ve Hayvancılık Eski Bakanı ve AK Parti İstanbul 3. Bölge milletvekili adayı M. Mehdi Eker  “Tavuk "Eti Ve Yumurta İhracatında Avrupa’da Birinci Sıradayız
Eker:  1 Kasım Türkiye İçin Karar Günüdür”

Gıda Tarım ve Hayvancılık Eski Bakanı ve AK Parti İstanbul 3. Bölge milletvekili adayı M. Mehdi Eker, Türk kanatlı sektörünün önde gelen temsilcileri tarafından düzenlenen istişare toplantısına katıldı.
Kanatlı Ürünleri Tanıtım Grubu (KTG), Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği (BESD-BİR) ve Yumurta Üreticileri Merkez Birliği  (Yum-Bir) tarafından düzenlenen toplantıda sektörle ilgili kurumların yönetim kurulu başkanlarının yanı sıra  yönetim kurulu üyelerinde hazır bulundu. Has Tavuk Yönetim Kurulu Başkanı Müjdat Sezer, Banvit Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Görener, BESD-BİR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sait Koca, Keskinoğlu Tavukçuluk Yönetim Kurulu Üyesi Keskin Keskinoğlu ve tavukçuluk sektörünün önemli isimleri katıldı.

Son on yılda kanatlı sektöründe yapılan gelişmeleri aktaran M. Mehdi Eker, tavuk eti ve yumurtada Avrupa’da birinci sıraya yükselen sektörle ilgili açıklamalarda bulundu. Eker, “Mevzuat ile sektörün önünü açtık. Teşvik ve desteklerle maddi ve manevi olarak sektörün yanında olduk. Eğer Türkiye’de istikrar olmasaydı son on yılda tavukçuluk sektörü bu gelişmeleri kaydedemezdi.” dedi.

İstikrar yumurta sektörünün ihracatını yüz kat büyüttü
M. Mehdi Eker, “Son on yılda 696 bin tavuk eti üretimini, 1 milyon 900 bin tona; 11 milyar yumurta üretimini ise  17 milyara çıkardık.  Aynı şekilde ihracatta da önemli gelişmeler kaydettik. Kanatlı eti ihracatında 20 bin ton olan ihracatımızı, 431 bin tona çıkarttık. Parasal değer olarak 14,5 milyon dolardan 700 milyon dolara çıkardık” dedi.  Aynı şekilde yumurta ihracatımız da 4 milyon dolardan 400 milyon doların üzerine çıktı.
Sektörün 2 milyon üzeri istihdam sağladığını ve teknoloji ile know how satabilecek bir konuma geldiği belirten Eker,  “Bu sektör, çok dinamik, dünyaya açılan, teknoloji üreten bir sektör. “ dedi. Türkiye’de istikrar olduğu zaman uyum ve koordinasyon ile cesur kararlar aldığını ve beraberinde başarının geldiğini belirtti.
1 Kasım Türkiye’nin kader   günüdür                                                                                                              
“Birlikte krizler aştık. 5 eylül 2005 tarihini unutmuyorum.  Kuş gribinde Türkiye dünyaya örnek bir mücadele sergileri. Türkiye’nin bu alandaki hiçbir ticari işletmesi kuş giribinden etkilenmedi. Bu konuda dünyada tek ülke olduk. Sizde bu aşk bu heyecan oldukça Türkiye sizinle birlikte bu sektörde çok daha ileri noktalara gidecek.” şeklinde konuştu.
Bütün bunların istikrarla olduğuna dikkat çeken eski Bakan Mehdi Eker: “ Eğer istikrar olmasaydı son 10 buçuk yılda tavukçuluk sektörü bu gelişmeleri kaydedemezdi. Türkiye 7 Haziran’da istikrarını kaybetti. Tarım Bakanlığını her kademesinde görev aldım. 24 yılda 14 bakan gördüm. Türkiye’nin istikrarsızlığının, Türkiye’yi nerelere götürdüğünün en canlı şahidiyim. O yüzden 1 Kasım Türkiye’nin  kader seçimi. Ya Türkiye istikrarla yola devam edecek ya da koalisyonların türbülansına girecek. “ dedi.
Türkiye istikrarlı olunca dışarıdaki sorunları da daha rahat çözer. Gençlerimize daha özgürlükçü, güvenli bir Türkiye hazırlayacağız. Türkiye’nin yeni bir maceraya tahammülü yok.” dedi.
Sektör, Eker’e tavuk heykeli sundu
BESD-BİR Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sait Koca, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Eski Bakanı Mehdi  Eker’e bir tavuk heykelciği ve ferman kutusu hediye ederek: “ Beyaz et sektörü sizinle büyüdü. Teşekkürlerimizi sunarız. Bir ferman kutusu hediye ediyoruz. Fermanlarınızı bekliyoruz. Emirlerini bekliyoruz. “ dedi.

yilmazparlarqyahoo.com

19 Ekim 2015 Pazartesi

NurettinCanikli: -Yılmaz Parlar Haber


NurettinCanikli:

‘Seçim ekonomisi uygulamadık,

Türkiye ekonomisi bu yüzden sağlam duruyor.’

‘Üç beş oy kazanmak için Türkiye ekonomisinde yanlış yapmadık.’



Eski Gümrük ve Ticaret Bakanı, Giresun Milletvekili Adayı Nurettin Canikli Türkiye’nin zor dönemler geçirdiği bugünlerde, ekonominin normal seyrinde gitmesinin, seçim ekonomisinin uygulanmamasından kaynaklandığını söyledi.


AK Parti hükümetlerinin seçim dönemlerinde bir zihniyet değişimi gerçekleştirdiğini belirten Canikli, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye son dönemde peş peşe çok sayıda seçim gerçekleştirdi. Ekonomi normal seyrinde gitti. Elbette uluslararası gelişmelerden kaynaklı bazı iniş çıkışlar oldu ama seçimler döneminde hiçbir popülist politika uygulanmadı. Bundan kaynaklı bir sıkıntı olmadı. Geçmiş yıllarda seçim dönemlerinde ülke ekonomisi büyük iniş çıkışlar yaşardı. Şimdi olmadı. Bütçe dengesini bozacak hiçbir popülist adım atmadık. Bu, gerçekten başlı başına takdir edilmesi gereken bir politikadır ve dünyada eşi benzeri yoktur. Türkiye AK Parti hükümetleri ile ‘seçimlerde popülizm yap sonra bunun faturasını vatandaşa yık’ anlayışını yıktı. Türkiye’nin geçmişinde ve 2002 yılı öncesinde böyle bir uygulama yoktur. Çünkü hükümetler, seçimi ve seçmeni etkilemek amacıyla her seçim öncesi mutlaka kesenin ağzını açıp olmadık işler yaptılar. Bütçe dengesini alt üst ettiler.”


Türkiye’deki maliye politikalarını en iyi bilen isimlerin başında gelen Nurettin Canikli popülizmin ülkeye yapılacak en büyük kötülük olduğunu vurguladı. Canikli şunları söyledi: “’Bu dönem seçim var, biraz harcamaları artıralım. Bütün kesimlere biraz daha fazla para aktaralım. Onların düşüncelerini ve siyasi tercihlerini de AK Parti lehine yönlendirelim, etkileyelim’ gibi bir anlayışın içinde hiçbir zaman olmadık. Çünkü böyle bir anlayış, ülkemize yapılabilecek en büyük ihanettir. Belki, seçimde partimize üç beş oy kazandırır ancak Türkiye’nin ekonomik dengesini altüst eder. Ekonomimizin bu kadar güçlü olmasının nedeni tesadüf olmadığı gibi uyguladığımız politikaların kararlı, samimi ve ülke dostu olması da bunda en büyük etkendir. Biz, tüm olumsuz yorum ve görüşlere rağmen ciddi kaynaklar oluşturduk. Sosyal Devlet ilkesinin gerektirdiği tüm harcamaları yaptık ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, görülmemiş bir şekilde sosyal harcamalar için kaynaklar açıldı, bütçeler ayrıldı. Ve ayrılmaya devam edecek.”


KUTU


Asgari ücret 184 lira emekli aylığı 24 liraydı


Sosyal politikaların yeni AK Parti iktidarında güçlenerek devam edeceğini vurgulayan Canikli şu bilgileri aktardı: “Sosyal bir devlet olabilmek için çok büyük yatırımlar yaptığımızı anlatabilmek adına en basit örneğini verebilmek için 2002 yılına dönelim. 2002 yılı bütçesine baktığımız zaman, Türkiye’nin % 8’i engelli vatandaşlarımızdan oluşurken, engelli kardeşlerimize doğrudan aktarılan bir kuruş bile yoktu. Ama şimdiye baktığımızda on milyarlık, on katrilyonluk bütçeler engelli vatandaşlarımızın hayatını kolaylaştırmak için ayırdığımız rakamlar oluyor. Bugünün asgari ücretini beğenmeyenler, 2002 yılında Türkiye’deki asgari ücret miktarının 184 lira olduğunu hatırlamıyor. Bugün, 65 yaş emeklisine 1000 liranın üzerinde maaş ödenirken, 2002 yılında ödenen ücret sadece 24 lira idi. Bunlar çok komik rakamlar. Bugün tüm bu ücretlerin 13 katını veriyoruz.”


yilmazparlar@yahoo.com

6 Ekim 2015 Salı

Nurettin Canikli "Bir hayal gerçekleşti ve muhteşem bir havaalanımız oldu"-Yılmaz Parlar

Bir hayal gerçekleşti ve muhteşem bir havaalanımız oldu
Seçim çalışmalarına ‘Haydi Bismillah’ diyerek başlayan AK Parti Giresun Milletvekili Adayı Nurettin Canikli 19 Eylül Spor Salonu’nda Giresunlu hemşehrileriyle buluştu. Yoğun sevgi gösterileri ile karşılanan Canikli, AK Parti iktidarında Türkiye’ye sayısız hizmet getirdiğini vurguladı ve şöyle konuştu: . Bundan 14 yıl önce Türkiye’de asgari ücretle çalışan bir işçinin maaşı 184 liraydı.

Seçim çalışmalarına ‘Haydi Bismillah’ diyerek başlayan AK Parti Giresun Milletvekili Adayı Nurettin Canikli 19 Eylül Spor Salonu’nda Giresunlu hemşehrileriyle buluştu. Yoğun sevgi gösterileri ile karşılanan Canikli, AK Parti iktidarında Türkiye’ye sayısız hizmet getirdiğini vurguladı ve şöyle konuştu:


. Bundan 14 yıl önce Türkiye’de asgari ücretle çalışan bir işçinin maaşı 184 liraydı. Bugün Türkiye 2002 yılına göre çok değişti. 2002’de işimiz kolaydı. O dönemki beklentiler daha mütevaziydi. Bir düşünün değerli hemşehrilerim, o zamanlar Giresun’un gündeminde havaalanı bile yoktu. İnsanların hayalinden böyle bir proje bile geçmiyordu. Şimdi dünyada gıpta ile bakılan bir havaalanımız var.


Ekonomik Büyüme İstikrar ile Gelecek


Giresun halkının yoğun ilgisi ile karşılaşan Canikli konuşmasını şöyle sürdürdü:


. Türkiye’de 2002 yılında 1 milyon 600 bin üniversite öğrencisi varken 2015 yılı itibari ile bu sayı 6 milyonu geçtı. 2002 yılından bugüne Türkiye üç kat zenginleştik. Artık bu hedefler bize yetmiyor. Asıl hedefler milletimizin ekonomik olarak daha büyük refah seviyesine ulaşmasıdır. Yeni dönemde, ekonomik büyümemiz istikrar ile daha da artacaktır. 1 Kasım’dan sonra daha özgür ve daha zengin bir Türkiye için çalışıyor olacağız.


Bu millet kahraman bir millettir


Canikli “birileri bu kadim yürüyüşün önünü terör ile kesmek istiyorsa hiç boşuna uğraşmasın” diyerek şöyle konuştu:


. Bu millet kahraman bir millettir. Milletimizle uğraşamaya gücünüz yetmez


Canikli, zaman zaman alkışlarla kesilen konuşmasında şunları söyledi:


. Bize hedef gösterecek tek bir güç vardır; o da milletimizdir. Bu millet, bu güzel topraklarda hep birlikte ebediyete kadar özgürce ve kardeşçe yaşayacaktır. Hiç kimsenin bundan zerre kadar kuşkusu duymasın!..


yilmazparlar@yahoo.com

19 Eylül 2015 Cumartesi

EGD- 7. Küresel Isınma Kurultayı-2015- yılmaz Parlar



ÇANLAR KİMİN İÇİN ÇALIYOR-


“Tarihe not düşüyoruz''

Afetlere hazırmıyız?- İklim değişikliği kötü afetler kapımızda Ne kadar hazırlıklıyız? Bunu değiştirmek için neler yapmalıyız?

Sadece Refah Türkiye sadece Ekonomisi iyi olan Türkiye değil aynı zamanda Güzel Türkiye demeliyiz.

Soluduğumuz hava içtiğimiz su yaşadığımız topraklar kirliliğin tehdidi altında. Parklarımız yeşilliklerimiz ormanlarımız yok oluyor.
Başkanlığını Celal Toprak’ın yaptığı Ekonomi Gazetecileri Derneği (EGD) tarafından bu yıl yedincisi düzenlenen “Küresel Isınma Kurultayı” 16 Eylül 2015 tarihinde İSO Meclis Salonunda toplandı.
Celal Toprak, ''Her kurultay sonunda bir kitapçık hazırlıyoruz ve bunları tarihe not düşüyoruz''

Sanayi, ulaşım, enerji, tarım, orman, turizm, sağlık, gibi pek çok sektörü  ilgilendiren konuya dikkat çekmek, kamuoyunu bilgilendirmek, farkındalık yaratmak ve geniş kitlelere ulaşabilen yazılı görsel sosyal medya çalışanlarını bilinçlendirmek amacıyla  gerçekleştirilen  kurultayda

Diyaloga dayalı farklı sektör vitrine odaklanan oturumlar düzenlendi.
Turizm sektöründen TUROB adına kurultaya katılan Selda Yılgaz Almanya’da öğretim yıllarında bilinçli Alman ırkının Temiz enerji arayışı nükleer enerjiyi protesto eden eylemlerden ve birlik beraberliğinden söz etti.

Söz aldığımız oturumda Nükleer Enerji zirvesinden özet olarak bilgiler verdik.

Ülkemizin 2023 hedefi, 1 trilyon dolar milli gelire, 500 milyar dolar ihracata, 25.000 dolar kişi başına milli gelire sahip olması, dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmesi hedefi bulunduğu her ortamda bahsedilmektedir.
Ekonominin lokomotifi olan enerji kaynaklarımıza bakıldığında, enerjide dışa bağımlılığımızın % 72 olduğu görüldüğü,  yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarını değerlendirmemiz gerektiği gibi, nükleer santrallerden üretilecek elektriği de enerji arz portföyümüze dahil etme isteği içinde
Ülkemizin nükleer santrallerle ilgili 2023 programı, iki nükleer santralin işletmeye alınması, üçüncüsünün de inşaatına başlanmasıdır.

Dünyada nükleer santraller görünümüne bakıldığında 31 ülkede 440 nükleer santralin olduğu, Nükleer santrallerin baz yüklü olduğu 24 saat çalışmasına karşın  rüzgar, güneş ve hidro elektrik gibi yenilenebilir enerji kaynakları iklim ve meteorolojik koşullara bağlı olduğu, nükleer santrallerin kapasite faktörün % 90 iken, yenilenebilir enerji kaynaklarında en fazla % 30-40 civarında olduğu, Nükleer santrallerin işletme ömrü 40 ila 60 yıl iken rüzgar ve güneşte 15-20 yıl civarındaki karşılaştırmalarla Ülkemize iyi taraflarını öne çıkartma şeklinde empoze edilsede,

aysbergin su altına kalan büyüklüğüne bakıldığında ne kadar insanlığı tehdit eden  riskli enerji olduğu görülmektedir.
Nükleer Enerji zirvesinde gerçekler gözler önüne serildiğnde atıkların yüzde yüzü her türlü radyasyon zararı verdiği her çalışanın radyasyondan mutlaka etkilendiği ve en küçük hatada patlama ve büyük alanı her türlü zarar altına alan enerjiyi nasıl benimsiyoruz.
Her nükleer santralde 4000 üniversite mezunu çalışan uzmana ihtiyaç olduğunu düşünüldüğünde ülkemizdeki istihdam tamamı dışarıdan gerekliği vardır. Türk mühendisler için Rusya’da 4 yıllık üniversite eğitimine iki yıl yabancı dil hazırlık ve en az bir yıllık çalışma tecrübesini eklersek ancak 7 sene sonra Türk uzmanları istihdam edebileceğiz Çernobil sonrası en güvenilir Ülke Japonya’daki nükleer santral facialar insan hatası yüzünden meydana geldiği söylendiğinde en basit işlerde dahi işci çalışma güvenilirliğin alınamadığı hatalar dizisi olan ülkemizde nükleer santrallerin güvenilirliğini bir kere daha düşünmemiz gerekir.
Ayrıca nükller silaha dönüşecebilecek unsurda Dünya silahsızlanmaya giderken bir kere daha şapkamızı önümüze koymamız gerekir.

İtalya İstanbul konsolosluk ve Büyükelçilik tarafından düzenlenen konferansda, İlme dayalı 21 yüzyılda uzay fiziğinde gizemler ve yeni çalıșmalar adı altında Ulusal Nükleer Fizik Enstitüsünde baş araştırmacı olarak görev yapmakta olan, Roma Tor Vergata Üniversitesi’nde kozmik ışınlar ve uzaysal gereçler dersleri veren ve Rıken Japon laboratuvarlarının da takım lideri olan Marco Casolino'nun

ilgilenmiş olduğu temel fizikle madde, antimadde karanlık madde araştırmaları, uzay radyasyonundan astronotları koruma yöntemleri ve yüksek enerjili astropartiküllerle konuları kapsayan genel profil içinde  MIR Rus uzay üssünün yapımı ve uzay araçlarında gerçekleştirilen denemelerinde radyosyonun tüm inceliklerini, uzayda radyoaktif ortamda nasıl davranmaları konusunda ve bunların astronotlar üzerindeki etkisi konularını tüyler ürperten negatif yanlarını dinledik.

 Maya’ların tekniği ve bilimi üzerine yaptığı araştırmalarıda belirten Marco Casolino  Maya’ların İlme uzay ilmine tuttuğu  .  


Yenilenebilir enerji potansiyelinide hayretler içinde öğrenmiştik.

Tüm akademiye bilgiye ilime sırt dönersek vahim bir gelecek çocuklara bırakmış olacağız.
Başkanlığını Celal Toprak’ın yaptığı EGD Ekonomi Gazeteciler derneğinin Isınma Kurultayına sonuç bildirgelerine önemle dikkatimizi çevirmemiz ve uygulamaya geçmemiz gerekir.

yilmazparlar@yahoo.com




7 Eylül 2015 Pazartesi

“Altın Eller Geleneksel El Sanatları Festivali” 10.ncucu gerçekleşti.-Yılmaz Parlar

10. ALTIN PARMAK 10. KEZ

“Altın Eller Geleneksel El Sanatları Festivali” 10.ncucu gerçekleşti.

Beyoğlu Belediyesi tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen  “Altın Eller Geleneksel Sanat Festivali"  Tepebaşı Pera bölgede Türkiye genelinden 7 bölgeden 45 farklı branşta 70 zanaatkarın katılımıyla başladı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Beyoğlu Belediyesi ve Kültür Kenti Vakfı işbirliğiyle gerçekleştirilen festivale Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürü Okan İbiş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanı Tülin Ersöz, Beşiktaş Akparti İlçe Başkan yardımcısı Tülin Hattat başta olmak üzere pek çok siyasi, sanat iş dünyasının ünlü isimleri ve Basın mensupları çok sayıda ziyaretci halk katıldı.

Beyoğlu Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Kültür Kenti Vakfı işbirliğiyle bu sene 10. kez düzenlenen   "Altın Eller Geleneksel El Sanatları Festivali" yaşayan kültürümüzün geleneksel el sanatlarımızın devam etmesi, gelecek nesillere aktarılması amaçlı festival her yıl olduğu gibi bu yılda yoğun ilgi gördü. Toplam 10 gün sürecek olan festival “Altın Ellerin Hatırı Var” sloganıyla açılış törende      Mehter takımı tarafından konser gerçekleştirildi.
Açılış konuşmasında Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan Taksim Meydanında bu yıl planmayı düşündüklerini ancak hazır olmayışı nedeniyle son kez Tepebaşında yaptıkları festivali Taksim’e taşınma müjdesini verdi. Sanatçılarımızın ekonomisini çökerten sanayi devrimi hayatın kaçınılmaz bir gerçeği.olduğunu söyleyen Başkan Ahmet Misbah Demircan “ Bizi biz yapan kültürel değerler hangi alanda kendisini hissettirir? Bir mimaride, iki yiyecek-içecekte, üç geleneksel el sanatlarında. Bunlar varsa kültürümüz var ve devam ediyor demektir. Bütün bunlar yaşanırken hayatın acımasızca sanayileşen çarkı içerisinde kültürümüz yok mu olacak? Elbette olmayacak ve olmamalı. Yeni bir mecra kendisine bulmalı ve oradan yürümeli. Beyoğlu tam bu noktada ruhu, felsefesi, yaşamı, kültürü, sanatı, sanatçıları bir denklem içinde barındıran bir ilçe. Beyoğlu, sinemada, mimaride, plastik sanatlarda, el sanatlarında, kültür adına ne varsa ona ev sahipliği yapmaya, yaratıcı bütün sanatlara destek vermeye devam eden bir ilçemiz.”şeklinde konuşmasıyla, oltu taşı, ney yapımı, lüle taşı, kutnu dokuma, körüklü çizme yapımı, kemençe yapımı, kıspet yapımı, kehribar, keçecilik, kalemkarlık, kalem işi, katı, iğne oyası, ikat Tesbih yapımından tulum, yemeni çarık yapımı, telkari’den, tel kırma, taş işçiliği, tahta baskı, sim sırma, sepetçilik, sedef kakmaya kadar eserlerini el emeği göz nuru ile  görücüye çıkartan sanatçıların eserlerinden ilham alınarak başka alanlara başka sektörlere aktarılacağının değerininde altını çizdi.

Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan  konuşmasını şu şekilde sürdürdü.“Sinemada da ödül vermek zorundayız, musikide de ödül vermek zorundayız; el sanatlarına, kitaba, sahafa da destek vermek zorundayız. Geleneksel binalarımızı restore ederek onlara da sahip çıkmak zorundayız. Genç mimarlarımız, genç tasarımcılarımız geleneksel sanatlar üzerinden oluşturduğumuz çizgiden ilham alırsa o zaman modern hayatın modern imalatlarına da ruh vereceğiz demektir. Bizim görevimiz tam da budur. Bir taraftan baktığımızda geleneksel el sanatçılarımızı Anadolu’nun dört bir tarafından toplayıp buraya getiriyoruz. Onların yaptıklarını turistlere ilgilisine sunmuş oluyoruz. Ama bununla sınırlı kalmıyoruz, buraya gelen tasarımcılar, mimarlar bu güzel motifleri alıp işlemelerle bir binanın ruhu haline getiriyor.”
Beyoğlunun Turizm bölgesinin önemli ilçesi olduğunu hatırlatarak “Beyoğlu 45 binden fazla yatak kapasitesi ve yüzde 80 doluluk oranıyla bir turizm bölgesidir. Her an Beyoğlu’nun sokaklarında 45 bin turist dolaşıyor. Gittikleri mekanda modern imalata ilişkin şeyler almaktansa, o ülkenin öz kültürünü yansıtan minik objeler almak onların da işine geliyor; onlar da bundan hoşlanıyor. Bu çarşı belki 10 gün burada kalıyor ama 10 gün boyunca turistik işletmelerin sahipleri buralara gelip ya sizden alışveriş yapıyorlar ya gelecekte alışveriş yapmak için kontak kuruyorlar. Ya da buradan bir numune alıp onu burada üretmeye gayret ediyorlar. Sonuçta kültür yayılıyor, yayılmaya devam ediyor. İşin hakkını vermek gerekirse bu sanatçılarımız iyi ki varlar. Onları alkışlıyoruz. Devam edin. İnşallah gelecek sene Taksim Meydanı’nda olacağız. Bize düşen sizin yaptığınız işleri İstanbul’un orta yerinde tanıtmak ve biz de elimizden geleni yapıyoruz.”dedi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışman ve Turizm atölyesi BaşkanıTülin Ersöz etkinliğin ilk zamanlarda Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle yapıldığını hatırlatdı.Kaybolmaya yüz tutan eserleri görmekden memnun olduğu belirtdi. Okan İbiş bakanlık olarak sanatçılara destek verdiklerini, kültürlerin yaşatılması için verilen desteği dile getirdi.

Beşiktaş Akparti İlçe Başkan yardımcısı Tülin Hattat ile standlardan dikkatimizi çeken küçük kız çocuğun basma kalıbı yapması oldu. Anadolu sigortanın sponsor olduğu Kadir Has Üniversitesinde Tokat basma ödülünü kazanan Yasemin Ertaştan oymacılık hakkında bilgileri aktardı. Yine Karagöz tiplemelerini kök boyalarla dana derisi üzerine yapan Suat Veral, Doğunun en uç köşesinden Ardahan’dan Katılan en yaşlı sanatcı Fidan Atmaca gerek kendi giysisini gerekse yaptığı bez bebek giysilerin olduğu stand ilgi odağımız oldu.

Festival, 10 gün boyunca ziyarete açık olacak.

yilmazparlar@yahoo.com